20 Nisan 2008 Pazar

GEZEGENLER HAKKINDA GENEL BİLGİ (BURÇLAR)

GüneşYönettiği burç : AslanGüçlü olduğu burç : KoçGüçsüz olduğu burç : KovaZararlı olduğu burç : Terazi Kişinin enerji birikimini ve yaratıcılığını nasıl kullanıp geliştirdiğini belirler.Güneş doğum haritasındaki hareket ve yaratıcı enerjinin kişi tarafından nasıl ortaya konduğunu bulunduğu burç belirler.Oluşturduğu bakış açıları bu enerjinin hangi alanlarda olumlu çıkışlar yapabileceğini,hangi alanlarda uyumsuzluk ve engellerle karşılaşacağını gösterir.Güçsüz konumda olması yada bakış açısı oluşturmaması yerine sert etkiler alması daha iyidir,çünkü böyle bir güneş yanlışlarından derslerle kişinin olgunlaşmasına yardım eder. AyYönettiği burç : YengeçGüçlü olduğu burç : BoğaGüçsüz olduğu burç : AkrepZararlı olduğu burç : Oğlak Ay soğuk ve sisli bir etkiye sahiptir. Dişi özellikler gösterir. Ay geçmişi belirler. Bedenimizin yaşamasını sağlayan besleyici ve kuvvetlendirici sıvıları yönetir. Kişilerin geçmişlerindeki anıları biriktirir ve yeri geldiğinde anımsatır. Ay kişiliğin bilinçsiz yönüdür. Bir erkeğin haritasında annesini ve eşini gösterir. Annelik içgüdüsü ile birlikte içimizde barınan aile baskısını gösterir. Ay gebeliğin ve doğumunda yöneticisidir. Çocukluk döneminde yaşadığınız olaylara ait anılar Ay tarafından yönetilir. İnsan ruhunu yavaş yavaş geliştiren bir güce sahiptir. Nerede bir yaşam kıvılcımı varsa onu en iyi biçimde besler,büyütür ve korur. Duygu ve heyecanların bugünden geçmişe,geçmişten bugüne akışını yönetir. MerkürYönettiği burç : İkizler, BaşakGüçlü olduğu burç : BaşakGüçsüz olduğu burç : BalıkZararlı olduğu burç : Yay Merkür, zihinsel gücü ve iletişimi simgeler.Aynaı zamanda el,ayak ve sinir sistemimizin yöneticisidir. Onu sorumluluk duygusu taşımayan yaramaz bir erkek çocuğuna benzetebiliriz, fakat bu sorumsuzlukla birlikte zekayı da gösterir. İçgüdülerimizin tutsağı olmamıza izin verir.Mantığımızı kullanma yeteneğimizi,kendimizi ifade etme gücümüzü gösterir.İnsanların gelişmeleri ve ilerlemeleri için merküre ihtiyacları vardır.. VenüsYönettiği burç : Boğa,TeraziGüçlü olduğu burç : BalıkZararlı olduğu burç : Koç, AkrepGüçsüz olduğu burç : Başak Venüs, kişilerin sevinçlerini,beğendiği lüks şeyleri,sosyal yaşamlarını ve sanat yeteneklerini yönetir.Aynı zamanda huzuru,güzelliği,tembelliği ve bohem alışkanlıkları simgeler.Venüs çok güçlü bir konumda ise fazla zevke düşkün,yüzeysel ve basit düşünen bir kişiliği gösterir.İnsanların en güzel ve ince duygularını yönetir. Cinsel ilişkilerde büyük bir mutluluk verir.Çiftleşme oyununda tamamlayıcı öğeler olan giysi,şarkılar ve çekici davranışları yönetir.Venüs istek demektir.Hertürlü zorbalığı terbiyesizliği Ve onur kırıcı etkileri uzaklaştırır. Güzel sanatların esin kaynağıdır. Ortaklığı, cömertliği, tatlılığı, hoşluğu, iyi huyu ve dengeyi simgeler. İlişkilerde uyum sağlamak, denge kurmak isteğini de yönetir. MarsYönettiği burç : Koç, AkrepGüçlü olduğu burç : OğlakZararlı olduğu burç : TeraziGüçsüz olduğu burç : Yengeç Mars,cana yakın ve dostç tutumlu fiziksel gücü simgeler.Hem yapıcı ve hem yıkıcı enerjiler taşır.Tutku ve insanlardaki hayvansal içgüdüler gibi güçlü duyguların yöneticisidir. İyi dengelenir ve kendisini olumlu bir biçimde göstermesine olanak sağlanırsa,cesaret,sabır,kendine güven gibi güçlerin filizlenmesine neden olur. Kişisel atılımlar,hırçınlık,kavgacılık,keskin zeka kavga ve tarışma gücü,bağımsızlık,kararlılık,direnç,tüm engellere karşı başarıya ulaşma isteği ve tüm bunların üzerinde,önderliktir.Mars,olağanüstü bir kas gücü,uygulama yeteneği,çalışma ve yöneticilik yeteneği verir.Fiziksel hazları mutlulukla bir araya getirebilir.Olumsuz yanı korkunçtur.Kötü bir açı yapıyorsa şiddet ve zorbalık patlak verir.Cinayet,kaza,yangın,saldırılar,yağmalar ve ahlak bozuklukları ortay çıkar.İyi bir konumda ise güçlü,dinç,çalışkan ve iyi yapılı bir kişilik ortaya çıkar. JüpiterYönettiği burç : Yay, BalıkGüçlü olduğu burç : YengeçZararlı olduğu burç : İkizlerGüçsüz olduğu burç : OğlakJüpiter şansların en büyüğüdür.Tüm umutların yitirildiği bir anda bir kurtuluşu bulmayı simgeler.Kişinin din,felsefe ve eğitimle ilgili konularda yaşamın hangi alanlarında kendisini ortaya koyduğunu gösterir.Bu alanlar maddesel ve ruhsal zenginliklerinin hangi sosyal düzenlerde gelişebileceğini,karşılığında nasıl bir şans elde edilebileceğini gösterir.Kötü konumdaki jüpiter kararsız bir kişiliği gösterir.Bu kişiler tüm görüş ve düşüncelerinde aşır bir yol izler,yobaz yada fanatik olabilirler.Borca girebilir,gelişigüzel herşeyi ödünç alabilirler.sözlerini tutmaz,yükümlülüklerini yerine getirmezler.lükse düşkündürler.İyi konumdaki jüpiter insanları ise yücegönüllülük ve içtenlik görülür.Akıllıca ve yerinde yargıları vardır.Ahlak kurallarına ve dinsel inançlara saygılıdırlar. SatürnYönettiği burç : Oğlak, Kova Güçlü olduğu burç : Terazi Zararlı olduğu burç : Yengeç Güçsüz olduğu burç : Koç Satürnün etkisi ağır,sınırlayıcı ve uzun sürelidir,tıpkı zaman gibi.İnsanın kendini geliştirip yücelteceği sorumluluğunu,görev duygusunu,kişisel disiplinini, sabır,direnç ve kararlılığını arttıracak bir güce sahiptir. Satürn kısıtlayıcı bir gezegendir. Bu sınırlama insanlara sorumluluklarını sürekli hatırlatmasından ötürü ortaya çıkar.İnsanın karakterinde henüz tamamlanmamış eksikliklerini karşısına çıkarır ve onları cesaretle ele alıp düzeltmesini sağlar. Soyluluk ve ağırbaşlılık verir.İyi konumdaki satürne sahip insanlar vicdanlı,dürüst ve çalışkan olurlar.Kötü konumdaki satürne sahip kişiler, her durumdan yakınan ellerine geçen her fırsatı kaçıran kişiler olurlar.Bencillik karamsarlık ve kendine acıma görülür. UranüsYönettiği burç : Kova Güçlü olduğu burç : AkrepZararlı olduğu burç : AslanGüçsüz olduğu burç : Boğa Uranüs kişinin yeni arkadaşlıklar,gruplar örgütlenmiş dernekler,deneyler edinme olgularını simgeler, yaşamına birdenbire beklenmeyen deneyler getirir.Aynı zamanda kişinin özgürlüğünü ve bağımsızlığını aramasını simgeler.Ürünüs zekanın ötesinde deha gezegenidir,önseziler,ileri görüşler,gleceği okuma,altıncı duyu v.b konuları da kapsar. Üranüs değiştirme,özgünlük,yaratıcılık,başkaldırma,özgürlük,şok ve koparmadır.Bağımsız,klasik olmayan,önceden belirlenemeyen,doyurulamayan,keskin ve moderndir.Yenilik,yaratıcılık ruhu,anarşi,serbest ve yasadışı cinsel davranışlardır. Doğruluğun arı bir biçimi olan uranüs ödün vermez.Ona karşı olan düşünce ya tümüyle yok edilmeli yada kendisi yok olmalıdır.Üranüsün kötü etkisi altında kalanlar aşırı tutkulu,sosyal yönden uyumsuz yada her iki niteliği de kapsayan kişiler olduğu görülür.Güçlü bir uranüsü olanlar disiplinle öz denetimi öğrenmelidirler. NeptünYönettiği burç : BalıkGüçlü olduğu burç : YengeçZararlı olduğu burç : BaşakGüçsüz olduğu burç : Oğlak Neptün soyut şeylerle ilgilenir. Madde ile ilgili olmayan düşünceler,kurnazlıklar ve arınma.Neyin anlamlı neyin anlamsız olduğunu açıklayan çok kişisel bir denem taşıdır.Neptün tanımlanamayan duygular oluşturur. Neptünü iyi konumda olan kişiler ince,alçakgönüllü ve çok duygusal olurlar.Böyle olunca da kolayca kırılıp gücenebilirler.Sıksık yalnızlığa çekilip ruhsal yönden kendini dengelemek isterler.Çok çabuk kavrama yeteneği sağlar.Kötü konumda neptüne sahip olanlar kendi iç dünyalarına kapanan kişiler haline gelirler.Bu tipler içkiye ve uyuşturucu maddelere çabuk alışırlar.Olumsuz neptüne sahip kişiler kişisel çekiciliklerini diğer insanları aldatmak için kullanırlar. PlutoYönettiği burç : AkrepGüçlü olduğu burç : AslanZararlı olduğu burç : BoğaGüçsüz olduğu burç : Kova Pluto fiziksel ruhsal yenilenme gücüdür.Bilinçaltındaki düşünceleri yüzeye çıkarır.Fiziksel olarak pluto cinsel organlar ve bilinçli cinsel isteklerle ilgilidir. Kötü konumda pluto kişiyi aşırılıklarının kurbanı ederek,ruhsal bozukluğa neden olabilir.Ölüme yakın bir olay yaşayabilirsiniz veya bir ölüm haberi sizin bütün hayat görüşünüzü değiştirebilir. luto evrensel gelişme,değişim,dönüşüm,bitişler ve yeniden yapılanmanın yöneticisi konumundadır

9 Nisan 2008 Çarşamba

EVLİLİK (EŞİNİZE MUTLAKA OKUYUN YADA OKUTTURUN)

Bülent, avucunu açmış kendisine doğru elini uzatan adama ters> >ters baktı. Elli yaşlarında gösteren adam, görmeye alıştığı hırpani> >kıyafetli dilencilere benzemiyordu. Üzerindeki giysiler eski fakat> >temizdi. Eli yüzü temiz ve sağlıklı görünüyordu. 'Sapa sağlam adam> >gidip çalışacağına dileniyor, belki benden daha zengindir' diye> >düşündü. Zaten canı çok sıkkındı, birde sinirlenmişti.> >> >Alaycı bir ses tonuyla:> >> >- Ekmek parası mı istiyorsun ? diye sordu.> >> >- Hayır çikolata parası lazım!> >> >Bülent'in kızgınlığı şaşkınlığa döndü. Espri yeteneği olan dilencinin> >hali de başka oluyor diye düşündü.> >> >- Niye siz ekmek bulamayınca çikolata mı yiyorsunuz?> >> >- Hayır. Ekmek bulamadığımız günler genellikle bulgur pilavı yeriz,> >onu da bulamadıysak aç yatarız.> >> >Bülent adamın ciddi mi konuştuğunu yoksa dalga mı geçtiğini> >anlayamamıştı.> >> >- Bu gün karnınız doydu üstüne tatlı mı istedi canınız?> >> >- Fakirin canı mı olur ki,> >tatlı istesin beyim.> >> >- Bu bir kamera şakası mı yoksa sen iş bulamamış stendapçı mısın?> >> >- Hiçbiri değil. Sadece fakirim. Bugün karımın doğum günü, ona> >çikolata götürmek istiyorum.> >> >- Doğum gününde yaş pasta alınır bildiğim kadarıyla.> >> >- O bizim için değil zenginler için. Otuz yıllık evliliğimiz boyunca> >ona bir kez bile yaş pasta alamadım. Ama her doğum gününde mutlaka> >çikolata götürdüm. Çikolatayı çok sever.> >> >Adamın söyledikleri Bülent'in dikkatini çekmişti. O akşam karısıyla> >kavga etmiş, kapıyı çarpıp kendini sokağa atmıştı. Arabasına da> >binmemiş sahile kadar yürümüştü. Denizi seyretmek de onu> >rahatlatmamıştı. Oysa eskiden denizi seyrederken çok rahatlardı.> >Dalgalar sıkıntısını alıp götürürdü.> >Fakat karısının evde ağlıyor olduğunu bildiği için olsa gerek, hiçbir> >> >şey onu rahatlatmıyordu. Dilenciyle konuşurken biraz kafası> >dağılmıştı.> >'Acaba> >söyledikleri gerçek mi, yoksa uyduruyor mu' diye düşündü.> >> >- Cebinde bir çikolata alacak para yok mu şimdi?> >> >Bülent'in sorusu üzerine adam ceplerini boşalttı, bir nüfus> >cüzdanından başka bir şey çıkmadı.> >> >- Ben dilenci> >değilim. Işim yok. Günlük çalışırım, ne iş bulursam> >yaparım.> >Fakat bu gün bütün gün iş aradım, aksilik bu ya, hiçbir iş bulamadım.> >> >Bülent oturduğu bankı işaret ederek yer gösterdi.> >> >- Oturun biraz dertleşelim bari, dedi.> >> >Adam çekingen çekingen oturdu yanına.> >> >- Yokmu eşin dostun, borç alacak akraban?> >> >- Fakirin akrabaları da fakir olur beyim. Bulurlarsa kendi> >> >karınlarını doyururlar.> >> >- Dilenecek kadar çok mu seviyorsun karını ?> >> >- Hem de çok seviyorum. Otuz yılımı aydınlattı o benim.> >> >- Hımmmm. Aşk hemde otuz yıl süren aşk. Hayret doğrusu! Aşkın ömrü en> >fazla üç yıl diyorlar oysa. Sen otuz yıldan bahsediyorsun.> >- Evet. Geçen yıllar sevgimi azaltmadığı gibi artırdı.> >> >- Söyle o zaman nedir evlilikte mutluluğun sırrı?> >Söylediklerine> >bakılırsa sen mutluluğun formülünü bulmuş gibisin.> >> >- Ben ilkokulu bile bitirmedim. Öyle formül falan bilmem.> >- Formül dediysem kimya formülü sormuyorum canım. Bende altı yıllık> >evliyim.> >Sevdiğim kadınla evlendim, fakat mutlu değilim. Sürekli kavga ediyoruz.> >Daha> >iki saat önce kapıyı çarptım çıktım. Evimiz, arabamız, işimiz,> >> >gücümüz, her şeyimiz var, ama mutlu değiliz. Senin hiçbir şeyin yok,> >ama mutlusun.> >Para> >mı acaba bizi mutsuz eden?> >> >- Hiçbir şeyim yok mu? Hayır benim her şeyim var. Benim karım her eyim.> >Sevgilim, eşim, arkadaşım, hayat yoldaşım. Hayatımı paylaştığım> >insandan daha değerli ve daha önemli ne olabilir ki dünyada? Sizin> >ev, araba, iş diye her şey dediğiniz şeylerdir aslında hiçbir şey> >olan.> >> >- Öyle deme, şu kadar varlığın içinde bile karım her şeyden şikayet> >ediyor.> >Bir de fakir olsam kim bilir ne olur?> >> >- Altın tasın, kan kusana faydası yoktur beyim. Sen kadın ruhunu hiç> >anlamamışsın. Hiçbir kadın iyi bir evde oturduğu, hergün çeşit çeşit> >yiyecekler yediği için mutlu olmaz.> >Bir kadın, kocasının her şeyi> >olduğunu bildiğinde ancak mutlu olur.> >> >- Sizin mutluluğunuzun sırrı bumu ?> >> >- Olabilir. Ben karıma değerli şeyler alamıyorum ama ona benim için> >ne kadar değerli olduğunu hissettiriyorum. O da çok mutlu oluyor.> >> >- Bir kadına değerli olduğunu nasıl hissettirilir?> >> >- Küçük kızı severek.> >> >- Küçük kız mı ? Hangi küçük kız> >?> >> >- Yaşı kaç olursa olsun her kadının içinde hiç büyümeyen bir küçük> >kız vardır. O kızı ne kadar çok sever, ne kadar çok mutu edersen, o> >kadını da o kadar mutlu edersin.> >> >- Nasıl yani ?> >> >- Küçük kız neleri sever, nelerden hoşlanır bir düşünün. Küçük kızlar> >hep beğenilmek, ilgi görmek isterler. Güzel olduklarını duymaya> >bayılırlar.> >> >Kendilerine prensesmiş gibi davranılmasını beklerler. Küçük kızlar> >hep prenses olmayı hayal ederler. Sürprizlerden hoşlanırlar. Biraz> >şımartılmak isterler. Sevilmek ve sevildiklerini hep duymak isterler.> >Iltifata doymaz küçük kızlar. Öyle değil mi?> >> >- Haklısın. Benim dört yaşımda bir kızım var. Adı Aylin. Her akşam> >boynuma sarılır 'babacığım beni ne kadar seviyorsun?' diye sorar.> >Giysisini değiştirdiği zaman etrafımda 'Baba güzel olmuş muyum?' diye> >sorar durur.> >Güzelsin demem de yetmez ona. ' Harikasın prenses gibi olmuşsun'> >demeliyim.> >Dünyanın en güzel kızı demeliyim.> >> >- Işte kadınlar bir ömür boyu bunu duymak isterler. Ben elli> >yaşındaki karıma böyle davranıyorum. Ömrümüz olurda seksen, doksan> >yıl da yaşarsak ben ona böyle davranmaya devam> >edeceğim. Ona> >'bebeğim' diye hitap ediyorum çok hoşuna gidiyor. 'Bebeğim bana bir> >çay yapar mısın?' dediğimde çay yapmak için nasıl koşturduğunu> >görmelisiniz.> >> >- Hiç kavga etmezmisiniz siz?> >> >- Kavga evliliğin tadı tuzu. Arada biz de tartışırız. Küsüp> >barışmanın tadı ayrıdır. Benim karım bir keçi kadar inatçıdır. Onunla> >barışmak için uğraşmak ayrı bir keyif verir> >bana.> >> >- Benim eşim çok ciddi kadındır. Hiç küçük kız havası yok onda.> >> >- Küçük kızlar büyüdükleri zaman artık sevgi, ilgi istemeye utanırlar.> >En> >ciddi yada en yaşlı kadının bile o küçük kız mutlaka vardır. Yeter ki> >sen o tatlı kızı sevindirmeyi, mutlu etmeyi bil. Ve o küçük kızı asla> >aldatma.> >Yoksa bir daha sana güvenmez ve ne yaparsan yap hep kuşkuyla> >bakar.> >Küçük> >kızlar hem çabuk mutlu olurlar hem de çabuk kırılırlar. Çok narindir> >onlar.> >Hoyrat elleri sevmezler. Yumuşak dokunuşları severler.> >> >- Bu tavsiyeni deneyeceğim. Fakat her zaman yapabilir miyim bilmiyorum.> >Bazen işlerim çok yoğun oluyor o zaman eve çok yorgun gidiyorum.> >> >- Bu sadece bir bahane. O küçük kızı mutlu etmek dünyanın en kolay işi.> >> >Çoğu> >zaman birkaç tatlı söz yeterli olur. Sen o küçük kızı mutlu ettiğinde> >karşılığını fazlasıyla alırsın. Artık o seni rahat ettirmek için> >elinden gelen gayreti gösterir. Karısı mutlu olmayan erkek mutlu> >olamaz. Mutlu olmak isteyen erkek önce hayat arkadaşını mutlu> >etmelidir. Düşünsene somurtkan, mutsuz, sürekli söylenen biriyle> >yolculuğa çıksan ne kadar mutlu> >olabilirsin.> >> >- Haklısın da bende bütün gün ailem için çalışıp yoruluyorum.> >> >- Yine para, yine dış sebepler. Evet para önemli ve gerekli ama> >kadınlar para için erkekleri sevmezler. Para geçici mutluluklar> >verir. Kadınlar hediye almayı severler. Paran varsa hediye al tabi.> >Ama hediyeyle mutlu olmasını bekleme. Hediyenin yanına sevgini> >katmazsan hediyenin bir anlamı yoktur. Benim hiçbir zaman çok param> >olmadı. Günlük kazandım günlük yedik.> >Bazen aç kaldığımız günler oldu. Hiçbir zaman karımın kulaklarına> >altın küpe takamadım ama her zaman aşk sözleri fısıldadım. Hiçbir> >zaman boynuna pırlanta gerdanlık alamadım ama hep öpücüklerle sevdim> >boynunu. Hiçbir zaman ona ipek elbiseler giydiremedim ama kendi> >bedenimle ipek elbise gibi yumuşacık sardım bedenini ve mutlu ettim> >onu.> >> >Adam ayağa kalktı.> >> >- Bana müsaade, artık gitmeliyim, karım merak eder. Sende git evine> >küçük kızın gönlünü al, belki o küçük kız şimdi evde ağlayıp> >duruyordur.> >> >- Bülent de ayağa kalktı. Kuvvetlice elini sıktı.> >> >- Sizi tanıdığıma çok memnun oldum.> >> >Elini bıraktı koluna girdi. Yolun karşısındaki pastaneyi gösterdi.> >> >- Hadi gel eşin için> >şuradan çikolatalı pasta alalım, dedi.> >> >Pastayı aldılar. Adam hayatında ilk defa karısına yaş pasta> >götürmenin mutluluğuyla, bin bir teşekkür ederek evinin yolunu tuttu.> >Bülent de pastanenin yanındaki manavdan karısının en sevdiği meyvelerden > >aldı.> >> >Evine geldiğinde karısı şişmiş gözlerle mutfak masasında oturmuş su> >içiyordu. Bülent hiç konuşmadan meyveleri büyükçe bir tabağa döküp> >yıkadı., sonra eşinin önüne> >koydu.> >> >- Bunlar dünyanın en şanslı meyveleri, dedi.> >> >Inci hiç konuşmadı.> >> >- Sorsana 'niye' diye.> >> >Inci kızgın kızgın:> >> >- Niye? Diye sordu.> >> >- Çünkü dünyanın en güzel ve en tatlı kadının midesine gidecek, dedi> >gayet ciddi bir ses tonuyla. Inci şaşırmıştı. Bir anda yüzünün> >ifadesi> >yumuşamıştı.> >- Bunlar senin sevdiğin meyveler, senin için aldım.> >- Hayret bir şey! Her zaman kendi sevdiğin meyveleri alırdın. Benim> >hangi meyveleri sevdiğimi iyi hatırlamışsın. Aslında bu beklediğim> >istediğim bir şeydi. 'bak senin sevdiğin meyveleri aldım'> >Ama şimdi kıymeti yok. Çünkü sana çok kırgınım, meyve alarak gönlümü> >alamazsın.> >- Özür dilerim seni kırdığım> >için.> >Sonra Bülent yere diz çöktü.> >- Cezam neyse razıyım. Ama bir tek şey istiyorum senden. Seni delice> >seven bu adamı senden mahrum etme.> >- Bülent yere çömelmiş, boynu bükük bir vaziyette çok komik görünüyordu.> >Inci kıkır kıkır gülmeye başladı.> >- Affetmek o kadar kolay değil. Bakalım hangi cezalara> >katlanabilecek sin,> >dedi.> >Bülent işte o zaman ona muzip muzip bakan eşinin içinde sakladığı> >küçük kızı gördü.> >Bundan sonra her şey daha farklı olacak diye düşündü.> >Her şey gönlünüzce olsun

10 NİSAN POLİS HAFTASI



Polis Haftası
İLK POLİS TEŞKİLATININ KURULUŞU (10 Nisan 1845)1845 tarihi, Türk Emniyet Teşkilatı açısından önemli bir noktadır. Çünkü bu tarihe kadar zabıta olarak nitelenen teşkilat; 10 Nisan 1845 (12 Rebiü’l Evvel 1261)’den itibaren polis adı altında hayata geçmiş ve Emniyet Teşkilatının kuruluş günü olarak kabul edilmiştir.Yeniçerinin ortadan kaldırılmasından sonra, başkentte ve eyaletlerde zabıta hizmetleri eskisiyle kıyaslanmayacak derecede gelişmesine rağmen; bu hizmetler karışık ve ayrı ayrı kurumlara bağlı olarak yürütülmekteydi. Teşkilat ve yürütme alanındaki bu karışıklığı ortadan kaldırmak amacıyla ilk defa 10 Nisan 1845’te İstanbul’da ilk polis teşkilatı kurulmuş, görevleri de yine aynı tarihte yayımlanan Polis Nizamnamesinde belirtilmiş ve bu durum yabancı elçiliklere de bir yazı ile bildirilmiştir.Bu nizamnamede polis teşkilatının kuruluş amacı, belde güvenliğini sağlamak olarak belirtilmiştir.Bu çalışmalara rağmen, karışıklık devam etmiş, İstanbul’da polis hizmeti; Yeniçeri Ağası yerine geçen Serasker, İhtisap Ağası ve Polis adını taşıyan teşkilatlar tarafından yürütülmüştür. Taşrada ise güvenlik hizmetleri, Sipahilerden oluşan zaptiyelerle ve Asakir-i Mansure alaylarıyla yürütülmüştür.POLİSPolis terimi, kökeni Yunanca ve Latince olan bir kelimedir. Yunanca politika, Latince politika kelimelerinden türemiştir. Eski Yunanlılar kendi şehir devletlerine polis ismini vermişlerdir.Polis kelimesi ıstılah! Olarak, kuruluşu bulunduğu yerde kamu düzen ve güvenliğini koruyan, yasaların adil ve eşit bir şekilde uygulanmasını sağlayan teşkilat, kolluk, zabıta, şehirde güvenliği sağlamakla yükümlü kişiler anlamında kullanılmıştır. Polis kelimesinin yerine emniyet deyiminin kullanıldığı da olur.Polis görevi itibariyle; asayişi, amme, şahıs tasarruf emniyetini ve mesken masuniyetini koruyan, halkın ırz can ve malını muhafaza ve ammenin istirahatını temin eden, yardım isteyenlere, yardıma muhtaç olan çocuk, alil ve acizlere muavenet eden, kanun ve nizamnamelerin kendisine verdiği vazifeleri yapan silahlı icra ve inzibat kuvvetidir.Genel olarak polis, bir ülkenin sükûn, güvenlik ve düzenini sağlamak ve korumakla görevlidir. Bunu yerine getirirken önceden belirlenmiş müeyyidelere uymakla yükümlü ve hükümet tarafından alınan ve yerine getirilmesi istenen kararların icrasını sağlamakla görevlidir.

5 Nisan 2008 Cumartesi

"HAYATA DAİR"


"İNANILMAZ AMA GERÇEK...
Okulun ilk gününde 5. sınıfın önünde dururken, öğretmen çocuklara bir yalan söyledi. Çoğu öğretmen gibi, öğrencilerine baktı ve hepsini aynı derecede sevdiğini söyledi. Ancak bu imkânsızdı, çünkü ön sırada oturduğu yerde bir yana kaykılmış ismi Mustafa Yılmaz olan bir erkek çocuk vardı. Bayan Mediha bir yıl önce Mustafa yı izlemişti ve diğer çocuklarla iyi oynamadığını, elbiselerinin kirli olduğunu ve sürekli olarak kirli dolaştığını gözlemişti. İlave olarak Mustafa tatsız olabiliyordu. Bu öyle bir noktaya geldi ki, Bayan Mediha onun kâğıtlarını büyük bir kırmızı kalemle işaretlemekten, kalın çarpılar (x ) yapmaktan ve kâğıdın üstüne büyük? F? (en düşük derece) koymaktan zevk alır oldu.
Bayan Mediha nın okulunda, her çocuğun geçmiş kayıtlarını incelemesi gerekiyordu ve Mustafa nın kayıtlarını en sona bıraktı. Ancak, onun hayatını gözden geçirdiğinde, bir sürpriz ile karşılaştı.
Mustafa nın birinci sınıf öğretmeni şöyle yazmıştı:
Mustafa gülmeye hazır parlak bir çocuk. Ödevlerini derli toplu ve temiz yapıyor ve çok terbiyeli. Onun etrafta olması çok eğlenceli?
İkinci sınıf öğretmeni şöyle yazmıştı:
Mustafa mükemmel bir öğrenci, sınıf arkadaşları tarafından çok seviliyor, ama annesinin ölümcül bir hastalığı olduğu için sıkıntı içinde ve evde ki yaşamı mücadele içinde geçiyor.?
Üçüncü sınıf öğretmeni şöyle yazmıştı:
Mustafa nın annesinin ölümü onun için çok zor oldu. Mustafa elinden gelenin en iyisini yapmaya çalışıyor, ama babası ona ilgi göstermiyor ve eğer bazı adımlar atılmazsa evde ki yaşamı yakında onu etkileyecek.
Mustafa nın dördüncü sınıf öğretmeni şöyle yazmıştı:
"Mustafa içine kapanık ve okulda derslere çok fazla ilgi göstermiyor. Çok fazla arkadaşı yok ve bazen sınıfta uyuyor.
Bunları okuyunca, Bayan Mediha problemi kavradı ve kendinden utandı.
Öğrencileri ona güzel kurdelelerle ve parlak kâğıtlara sarılmış hediyeleri getirdiğinde bile çok kötü hissediyordu. Mustafa nın hediyesini alıncaya kadar bu böyle devam etti.
Mustafa nın hediyesi bir marketten aldığı kalın, kahverengi ambalaj kâğıdı ile beceriksizce sarılmıştı.
Bayan Mediha onu diğer hediyelerin ortasında açmaktan acı duydu. Bayan Mediha pakette taşlarından bazıları düşmüş yapma elmas taşlı bir bilezik ve çeyreği dolu olan bir parfüm şişesini çıkarınca çocuklardan bazıları gülmeye başladı. Ama o bileziğin ne kadar güzel olduğunu haykırdığında çocukların gülmesi kesildi. Bileziği taktı ve parfümü bileklerine sürdü. Mustafa, o gün okuldan sonra öğretmenine şunu söylemek için kaldı.
Öğretmenim bugün aynı annem gibi kokuyordunuz.
Çocuklar gittikten sonra, Bayan Mediha en az bir saat ağladı. O günden sonra, okuma, yazma ve aritmetik öğretmeyi bıraktı. Bunun yerine, çocukları eğitmeye başladı. Bayan Mediha, Mustafa ya özel ilgi gösterdi. Onunla çalışırken, zihni canlanmaya başlıyor görünüyordu. Onu daha fazla teşvik ettikçe, daha hızlı karşılık veriyordu. Yılın sonuna kadar Mustafa sınıfta ki en zeki çocuklardan biri oldu ve tüm çocukları aynı derecede sevdiğini söylemesine rağmen, Mustafa onun gözdelerinden biri idi.
Bir sene sonra, Bayan Mediha kapısının altında Mustafa dan bir not buldu, ona hala tüm yaşamında sahip olduğu en iyi öğretmen olduğunu söylüyordu.
Altı yıl sonra Mustafa dan bir not daha aldı. Liseyi bitirdiğini, sınıfında üçüncü olduğunu ve onun hala hayatındaki en iyi öğretmen olduğunu yazmıştı.
Bundan dört yıl sonra, bazı zamanlar zor geçmesine rağmen okulda kaldığını, sebatla çalışmaya devam ettiğini ve yakında kolejden en yüksek derece ile mezun olacağını yazan başka bir mektup aldı. Yine Bayan Mediha nın tüm yaşamında ki en iyi ve ne favori öğretmen olduğunu yazmıştı. Sonra dört yıl daha geçti ve başka bir mektup geldi. Bu kez fakülte diplomasını aldıktan sonra, biraz daha ilerlemeye karar verdiğini açıklıyordu. Mektup onun hala karşılaştığı en iyi ve en favori öğretmen olduğunu açıklıyordu. Ama simdi ismi biraz daha uzundu
Mektup söyle imzalanmıştı,

Prof. Dr. Mustafa Yılmaz ( Tıp Doktoru)

Öykü burada bitmiyor. Görüyorsunuz, ortaya çıkan başka bir mektup var.
Mustafa bir kızla tanıştığını ve onunla evleneceğini söylüyordu. Babasının birkaç hafta önce vefat ettiğini açıklıyordu ve evlenme töreninde Bayan Mediha nın damadın annesine ayrılan yere oturup Aramayacağını soruyordu. Şüphesiz Bayan Mediha bunu kabul etti. Ve tahmin edin ne oldu? Taşları düşmüş olan o bileziği takti. Dahası, Mustafa nın annesinin süründüğü parfümden sürdü.Birbirlerini kucakladılar ve Dr. Mustafa, Bayan Mediha nın kulağına şöyle fısıldadı,
"Bana inandığınız için teşekkür ederim, öğretmenim. Bana önemli olduğumu hissettirdiğiniz ve bir fark meydana getirebileceğimi gösterdiğiniz için çok teşekkür ederim" Bayan Mediha, gözlerinde yaslarla fısıldadı, söyle dedi,Mustafa, yanlış şeylere sahiptim. Bir fark meydana getirebileceğimi bana öğreten sensin. Seninle tanışıncaya dek, nasıl öğreteceğimi bilmiyordum".
Birinin Hayatında Bir Fark Oluşturmaya Çalışın.
Bunu iletin, birinin yüreğini ısıtın, hayatında bir fark oluşturmaya çalışsın.

22 Mart 2008 Cumartesi

SAĞLIKLI ALIŞVERİŞ REHBERİ


SAĞLIKLI ALIŞVERİŞ REHBERİ

Ambalajı kontrol edin. Donmuş besinler katı, soğutucudaki besinler soğuk olmalıdır. Donmuş besinler çözülme belirtileri göstermemelidir. Ambalajda delik, yırtık veya açık köşeler olmamalıdır, güvenlik kapaklarının ve düğmelerinin mutlaka kontrol edilmesi gerekir.Balık Satın Alırken: Beslenme açısından yararları nedeniyle deniz ürünlerine ilgi gittikçe artmaktadır. İyi bir protein kaynağı olmalarının yanı sıra deniz ürünlerinin yağ içeriği özellikle doymuş yağlar açısından düşüktür. Ve balık omega - 3 yağ asitleriyle sağlık açısından önemli yararlar sunar. Satın almadan önce balık tezgahını kontrol edin. Sokak satıcılarından balık almayın. Bütün balıkları (yüzgeçli veya kabuklu) koklayın. Kuvvetli balığımsı koku taze olmadığının bir işaretidir. Sebze Alırken Bamya: Koyu yeşil renkli ve lekesiz olmalıdır. Bezelye: Dolgun, parlak yeşil kabuklu ve körpe, iyi gelişmiş tohumlu olmalı. Biber: Yumuşak, benekli ve berelilerden sakının. Domates: Düzgün, iyi şekillenmiş ve sert (çok sert değil) olmalı. Yeşil Yapraklı Sebzeler: Taze, yumuşak, lekesiz yapraklı olmalı, kalın damarlı yapraklı demetlerden sakının. Rengi kendini ele verir Et Satın Alırken: Yağları iyi ayrılmış eti satın alın. Etin rengi tazeliğini gösterir. Sığır eti tipik olarak parlak kırmızı renktir. Genç dana eti grimsi pembedir. Daha yaşlı dana eti koyu pembedir. Kuzu etinin rengi nasıl beslendiğine bağlı olarak açık pembeden koyu pembeye kadar değişebilir. Ekonomik olmalarının yanı sıra tavuk ve hindi etleri yüksek protein içerir ve genellikle yağsızdır. Çoğunlukla kümes hayvanlarının yağsız çeşitlerini seçin (hindi ve tavuk gibi). Yağ tüketiminizi azaltmak için derisiz beyaz et alın, Sağlığınız için üzerinde son kullanma tarihi bulunan bütün tavuk tercih edilmeli. Böylece maddi anlamda da tasarruf sağlarsınız. Yumurta Satın Alırken: Almadan önce yumurtaların kartonlarını açın. Temiz ve tam olan kolileri seçin. Kırılmış olanı almayın. Oda sıcaklığında değil buzdolabında saklanmış olan yumurtaları alın. Meyve Satın Alırken: Elma- Çürük ya da çürük noktaları olanlardan sakının. Erik- Çatlamış veya buruşuk kabuklardan sakının. Kiraz- Vişne: Fazlaca yumuşak veya kurumuş veya koyu sapları olanlardan sakının. Limon: Genellikle pürtüklü yapılı limonlar daha kalın kabukludur ve ince kabuklulardan daha az suludur. Muz: Lekelenmiş ve çürümüş kabuklulardan sakının. Portakal: Yumuşaklık veya ucunda beyazımsı küf hissi tehlikelidir.

19 Mart 2008 Çarşamba

MEVLÜT KANDİLİNİZ MÜBAREK OLSUN...


Mevlid, doğum zamanı demektir. Mevlid gecesi, Rebiul-evvel ayının 11. ve 12. günleri arasındaki gecedir. Peygamber efendimizin doğum günü, bütün Müslümanların bayramıdır. Resulullah dünyaya gelince, amcası Ebu Leheb’in cariyesi Süveybe, (Kardeşin Abdullah’ın oğlu oldu) diyerek kendisine müjde getirince, sevinmişti. (Ona süt vermek şartı ile, seni azat ettim) demişti. Bunun için, Ebu Leheb’in, her mevlid gecesinde, azabı biraz hafiflemektedir. Mevlid gecesi sevinen, o geceye kıymet veren müminlerin pek çok sevap kazanacağı buradan da anlaşılmaktadır. Hafız Muhammed ibni Cezeri Şafii diyor ki: (Ebu Leheb rüyada görülüp, ne halde olduğu sorulduğunda, çok azap çekiyorum. Ancak, her yıl, Rebiul-evvel ayının 12. geceleri, azabım hafifliyor. Resulullah dünyaya gelince, müjde veren cariyemi sevincimden azat etmiştim. Bunun için, bu gecelerde azabım hafifliyor) dedi. Ebu Leheb gibi azgın bir kâfirin azabı hafifleyince, O yüce Peygamberin ümmetinden olan bir mümin, Onun doğduğu gece sevinir, malını uygun yerlere dağıtır, ziyafet verir, böylece, Peygamberine olan sevgisini gösterirse, Allahü teâlâ onu Cennetine sokar.) [M. Nasihat] Resulullah efendimiz, mevlid gecelerinde eshab-ı kirama ziyafet verir, dünyayı teşrifindeki ve çocukluk zamanındaki şeyleri anlatırdı. Hz. Ebu Bekir de, halife iken, eshab-ı kiramı toplar, Resulullah efendimizin dünyayı teşrifindeki olağanüstü hâlleri konuşurlardı. Bu gece, Resulullahın doğum zamanında görülen hâlleri, mucizeleri okumak, dinlemek, öğrenmek çok sevaptır. Bugün veya ertesi gün oruç tutmakta mahzur yoktur. Tutulması iyi olur, sevap olur. İslam âlimleri mevlid gecesine çok önem vermişlerdir. Hz. Mevlana, (Mevlid okunan yerden belalar gider) buyurmuştur.Mevlid gecesi, Kadir gecesinden sonra en kıymetli gecedir. Hatta, Mevlid gecesinin Kadir gecesinden de kıymetli olduğunu bildiren âlimler de vardır.El-mukni, el-miyar ve Tenvir-ül-kulub kitaplarında Mevlid gecesinin Kadir gecesinden kıymetli olduğu bildiriliyor. (Ed-dürer-ül-mesun)(Allahü teâlâ bir kimseye söz ve yazı sanatı ihsan ederse, Resulullahı övsün, düşmanlarını kötülesin) hadis-i şerifine uyularak, asırlardır mevlid kitapları yazılmış ve okunmuştur. Resulullah efendimizi öven çeşitli mevlid kasideleri vardır. Meşhur olan ve Türkiye’de her zaman okunan Mevlid kasidesini Süleyman Çelebi, 15. asırda yazmıştır. Bu kasidenin asr-ı saadetten sonra yazılması, bid’at olmasını gerektirmez. Çünkü Resulullahı övmek ibadettir. Her zaman Onu övücü kasideler, yazılar yazılabilir. Onları da okumak bid’at değil, sevap olur. Mevlid-i şerif okumak, Resulullahın dünyaya gelişini, miracını ve hayatını anlatmak, Onu hatırlamak, Onu övmek demektir. Her müminin Resulullahı çok sevmesi gerekir. Bu da zaten imanın gereğidir. Çok sevmek kâmil mümin olmanın da alametidir. Hadis-i şeriflerde buyuruldu ki: (Beni ana-baba, evlat ve herkesten daha çok sevmeyen, mümin olamaz.) [Buhari] (Bir şeyi çok seven, elbette onu çok anar.) [Deylemi] (Resulullahı seven de onu çok anar.)(Peygamberleri anmak, hatırlamak ibadettir.) [Deylemi] (Bu ibadeti, şiir olarak söylemek daha tesirli olur. Resulullah efendimizin şairleri, camide, Resulullahı öven ve kâfirleri kahreden şiirler okurlardı.)Bunlardan Hassan bin Sabit hazretlerinin şiirlerini çok beğenirdi. Resulullah sallallahü aleyhi ve sellem, mescide bu şair için bir minber koydurdu. Hassan bin Sabit hazretleri minbere çıkar, düşmanları kötüler, Resulullahı överdi. Resulullah efendimiz de buyurdu ki:(Hassanın sözleri, düşmanlara ok yarasından daha tesirlidir.) [M. Nasihat]Bu husustaki hadis-i şeriflerden ikisi de şöyle:(Allahü teâlâ, Resulünü övmek ve müdafaa etmek hususunda Hassanı, Ruh-ül-kuds [Cebrail aleyhisselam] ile takviye etmektedir.) [Buhari]Peygamber efendimiz, şairin söylediği şiiri beğenip (Dişlerin dökülmesin) diye dua etmiştir. (Hakim)Şiir hakkında hadis-i şeriflerden birkaçı da şöyle:(Şiir, öyle bir sözdür ki, güzeli daha güzel, çirkini daha çirkindir.) [Buhari] (Büyüleyici sözler gibi, hikmetli şiirler de vardır.) [Ebu Davud](Bazı şiirler elbette apaçık bir hikmettir.) [Buhari]Vehhabiler, mezhepsizler, Resulullah efendimizi öven ve Ondan şefaat isteyen müslümanlara müşrik, yani puta tapan kâfir damgasını basıyorlar. Ülkemizde bunu açıkça söyleyemedikleri için, mevlide bid’at diyorlar. Resulullahı övmek bid'at olmaz. Bu övgüden ancak Allah’ı sevmeyen rahatsız olur. Çünkü Allahü teâlâ Onu övmektedir. Kur’an-ı kerimde mealen buyuruluyor ki:(Biz seni âlemlere rahmet olarak gönderdik.) [Enbiya 107] (Biz seni bütün insanlara müjdeleyici ve uyarıcı olarak gönderdik.) [Sebe, 28] (Senin için bitmeyen, sonsuz mükafat vardır. Elbette sen en büyük ahlak üzeresin) [Kalem 3-4] (Rabbin sana [çok nimet] verecek, sen de razı olacaksın!) [Duha 5] (Allah ve melekleri, Resule salevat getiriyor, iman edenler, siz de salevat getirin.) [Ahzab 56]Mevlidi, erkek kadın karışık olmadan, çalgı ve başka haram karıştırmadan, Allah rızası için okumak, salevat-ı şerife getirmek, tatlı şeyler yedirip içirmek, hayrat ve hasenat yapmak, böylece, o gecenin şükrünü yerine getirmek müstehabdır. (Ni'met-ül kübrâ, Hadika, M.Nasihat) Doğum gününe önem vermeyi hıristiyanlar, müslümanlardan öğrenip almışlardır. Mevlid okumanın kıymetli bir ibadet olduğunu bildirmek için İslam âlimleri çeşitli dillerde kitaplar yazmışlardır. Bunlardan on tanesi, Keşf-üz-zünunda bildirilmektedir.İbni Hacer-i Hiytemi hazretlerinin En-Nimet-ül-kübra isimli mevlid kitabı ile imam-ı Süyuti hazretlerinin Erreddü ala men enkere kıraetel mevlid-in-Nebi kitabı meşhurdur. Resulullah efendimizi çok övmek, mahlukların en üstünde olduğunu söylemek, Allahü teâlânın, sevgili Peygamberine verdiği üstünlükleri saymak ve Ondan şefaat istemek, büyük ibadettir. Buna karşı koymak, koyu bir cahillik, pek çirkin bir inattır. Resulullahı övmek, anmak lazım geldiğine delil olarak, Ahzab suresinin (Allah ve melekleri, Resule salevat getiriyor, iman edenler, siz de salevat getirin) mealindeki 56.âyet-i kerimesi yetmez mi? İslam âlimleri buyuruyor ki: Mevlid gecelerinde toplanarak, mevlid kasidesi okumak, tatlı şeyler yedirip içirmek, hayrat ve hasenat yapmak, böylece, o gecenin şükrünü yerine getirmek müstehaptır. Salihlere elbise ve benzeri hediye vermek, bu geceye hürmet etmek olur. Bunları Allah rızası için yapmak çok sevap olur. (İbni Battal maliki) Mevlid cemiyetinde, salihleri toplayıp, salevat okumak, fakirleri doyurmak, her zaman sevaptır. Fakat, bunlara çalgı gibi haram karıştırmak büyük günah olur. (Allame Zahirüddin bin Cafer) Mevlid cemiyetinde, sadaka, hediye vermek, neşe ve sevinç göstermek, haram karıştırmadan mevlid kasidesi okutmak çok sevap olur. (Allame Nasirüddin) Haram şeyler karıştırmadan mevlid cemiyeti yapmak müstehaptır. (S.ibni Mace şerhi) Pazarlık etmeden, sırf Allah rızası için hatim veya mevlid okuyan hafızın, okutanın verdiği hediyeyi alması caiz olur. Kur'an okuyup hediye almayı meslek haline getirmemelidir! Zira âdet haline gelen hediye, şart edilen ücret gibidir. (Dürr-ül muhtar) Ücretle okunan Kur'andan ölüye sevap hasıl olmaz.

18 Mart 2008 Salı

ÇANAKKALE ŞEHİTLERİ HAFTASI


ÇANAKKALE ŞEHİTLER'İN KUCAĞI
Çanakkale şehitlerin kucağı,
Hak yoluna şehadetin ocağı,
Cennet bahçesinin tatlı sıcağı,
Çanakkale kan kaynıyor toprağın.
Çanakkale düşmanını boğuyor,
Mehmet'lerim size HİLAL doğuyor
Farkedermi dense hava soğuyor
Çanakkale kan kokuyor toprağın.
Yetmişinde Veli dayı tığ gibi,
Yüklenince düşmanlara çığ gibi,
Boyladılar boğazların sığ dibi,
Yutuverdi Çanakkale boğazı.
Nusret gemi mayınları döşerken,
Alabora oldu düşman şişerken,
Ve Türk adını tarihe düşerken,
Düşman soluğunu romada aldı.

ÜMÜT GÜNGÖR