SAĞLIK etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
SAĞLIK etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster

21 Nisan 2008 Pazartesi

AĞIZ VE DİŞ SAĞLIĞI


AĞIZ KANSERİ SESSİZCE İLERLEYEREK ÖLÜME GÖTÜRÜYOR
Bugün'ün haberine göre erkeklerde oluşma olasılığı kadınlara oranla 2 kat fazla olan ve genellikle 45 yaşın üzerinde ortaya çıkan ağız kanseri, sessizce ilerleyerek kişiyi ölüme götürüyor.Erken teşhisi için mutlaka yılda en az 1 kez diş hekimine gidilmesi gerektiğini kaydeden Gazi Üniversitesi Diş Hekimliği Fakültesi Ağız, Diş, Çene Hastalıkları Cerrahisi Ana Bilim Dalı öğretim üyesi Prof. Dr. Cansu Alpaslan, ağız kanserinin belirtilerini şöyle sıraladı:- Ağız içinde veya etrafında beyaz veya kırmızı renkli alanlar.- Ağız içinde hassas, tahriş olmuş, kabarık veya kalınlaşmış alanlar.- Ağızda veya boğazda tekrarlayan kanamalar.- Seste boğukluk veya boğazda yutulamayan cisim hissi.Ağız kanserini önlemek için yapılması gerekenleri sıralayan Alpaslan şöyle konuştu: “Tütün ve alkol mutlaka azaltılmalı. Ispanak, kara lahana, havuç, kayısı, mango ve nişastalı olmayan gıdalar riski düşürüyor."

GÖZ ALTINDAKİ HALKALARA SON


Herhalde göz altındaki morluk ve halkalar kadar can sıkıcı bir sorun olamaz! Üstelik hemen hemen tüm kadınlar bu sorunu yaşıyor. Ancak bazıları her zaman, bazılarıysa dönem dönem diye eklemekte fayda var...Peki göz altlarında morluklar niçin oluşuyor?Uzmanlar bunun çeşitli nedenleri olduğunu belirtiyor. Onlara göre buradaki önemli nokta sorunun sürekli mi yoksa dönemsel mi olduğu. Çünkü dönemsel ve kronik göz altı morluklarının farklı nedenleri var. Göz altında kronik bir şekilde morluk ve halka oluşmasının başlıca nedeni bu bölgedeki ince, kılcal damarlarla ilgili sorunlar. Ayrıca yorgunluk ve uykusuzluk, güneş ışınları, alerjiler, bazı ilaçların uzun süre kullanılması da dönemsel olarak sorunu ağırlaştıran etkenler. Kronik göz altı morluklarıyla baş etmenin en iyi yolu buna özel üretilmiş kozmetik ürünlerden faydalanmak. Dönemsel sorunlardaysa, sorununun kaynağıyla savaşmak en akıllıca olanı.1. Kılcal damarların kan sızdırması Yapılan dermatolojik araştırmaların birçoğu gösteriyor ki; siyah halkalar göz çukurlarındaki kılcal damarların içinde yer alan hemoglobinin oksidasyonuna bağlı. Başka bir deyişle göz çukurundaki kılcal damarlar, kanı sızdırarak sızan kanın oksijene maruz kalmasına yol açıyorlar. Bu sızıntıyla meydana gelen oksidasyon göz çevresinin mor hatta siyah renge bürünmesine neden oluyor.2. Güneş ışınlarına maruz kalma Özellikle koyu tenli kişilerin yaz aylarında, koruyucu kullanmadan güneş ışınlarına maruz kalmaları göz altlarında hiper pigmentasyon denilen durumun olmasına yol açıyor. Yani göz altlarında fazla miktarda melanin pigmenti salgılanıyor, bölge koyu renkli bir hal alıyor.3. Alerjiler, astım ve egzama Gözlerinizin kaşınmasına ve sulanmasına neden olan tüm durumlar, göz altlarında da halkalar belirmesine yol açabiliyor. Alerjiler, astım ve egzama gibi hastalıklar nedeniyle gözlerinde problem yaşayan kişiler genellikle bunların devamında gözaltı halkalarından da şikayetçi oluyor.4. İlaç kullanma Bazı ilaçların uzun süre kullanılması, damarların genişlemesine neden olabiliyor. İnce gözaltı cildinin altındaki damarların genişlemesi de, bu bölgenin koyu renkli görünmesine yol açabiliyor.5. Dengesiz beslenme Dengesiz ve eksik beslenme, yeterli vitamin ve mineral alınmamasına bu da göz altlarında renk değişikliğine yol açabiliyor.6. Yorgunluk, uykusuzluk Uykusuzluk ve yorgunluk, tüm yüzün daha soluk görünmesine neden oluyor. Bu da tabii ki, gözaltındaki halkaların daha belirginleşmesine yol açıyor. Ancak yorgunluğun ve uykusuzluğun yol açtığı bu durum geçici.7. Yaşlanma Göz altlarında morluk ve halkalar bulunan kişilerin bu sorunu, çoğu zaman yaşla birlikte daha ciddi bir hal alıyor. Bu bölgedeki, pigmentasyon lekeleri, kırışıklar ve torbalanmalar da morluk ve halkaları belirginleştiriyor.

KALBİNİZE KULAK VERİN SİZE KRİZİ HABER VERİR.....

Belirtileri dikkate alırsanız hem sevdiklerinizle daha uzun süre yaşama hem de sağlıklı kalma ihtimaliniz çok yüksek. Alınacak en etkili önlem de en küçük bir göğüs ağrısını bile önemseyip derhal en yakın hastaneye gitmek!.
Anadolu Sağlık Merkezi Kalp Damar ve Göğüs Cerrahisi Koordinatörü Doç. Dr. Besim Yiğiter; kalp krizi ile ilgili soruları yanıtladı:
Kalp krizinin 'geliyorum' dedirten belirtileri neler?
Öncelikle göğüs kafesinin orta bölgesinde birkaç dakikadan uzun süren sıkışma ve sıkıntı hissi yaşanır. Ancak bu can yakan bir ağrı değildir. Göğüs ağrısı; omuzlara, boyna veya kollara yayılır. Çarpıntı ve nefes darlığı olur. Ayrıca baş dönmesi, bayılma, bulantı ve terleme de görülüyor.
Kol ya da eldeki ağrı da dikkate alınmalı mı?
Kalp Podcast krizi belirtilerinin atipik olanları da var. Mesela ağrının sol kola yayıldığı gibi yerleşmiş bir kanı varr. Halbuki ağrı, sağ kola da yayılabilir. Elin sadece bir ya da iki parmağı bile ağrıyabilir. Çene veya diş ağrısı da olabilir.
Kriz sırasında öksürme gerçekten hayat kurtarır mı?
Öksürmenin kalbe elektroşok etkisi olabilir. Çünkü öksürerek kalbi uyarıyorsunuz. Bu yöntemle, ritim bozukluğundan ya da ani kalp durmasından gerçekleşen ölümler engellenebilir.
DERHAL HASTANEYE GİDİN
Kriz anında neler yapılmalı?
Eğer enfarktüs trajik bir şekilde ortaya çıkmadıysa, uzak da olsa yakın da olsa mutlaka hastaneye gidilmesi gerekiyor. Yani tek başına evde yapılacak bir şey yok. İlk önce enfarktüsün teşhis edilmesi gerekiyor.
Kriz anında dil altı hapı kullanımının yararı var mı?
Evet; kalp krizi geçirenler için dil altı hapının alınmasının yararı olabilir. Zaten daha önce kalp krizi geçirmiş hastalar yanlarında hep dil altı hapı taşırlar ve kriz geçirdiklerini anlarlar.
Aspirin faydalı olur mu?
Evet, kalp krizi esnasında bir aspirin içilebilir. Aspirinin ağızda çiğnenerek yutulması, kanı sulandıracağından hayli faydalı olabilir.
Hasta yakınları ne yapmalı?
Kriz anında hastayı hemen hastaneye yetiştirmek dışında yapılabilecek pek bir şey yok. Hemen gelebiliyorsa ambulansla ya da en iyisi kendi imkanlarıyla hastayı hastaneye yetiştirsinler.
Hiç kalp ağrısı çekmemiş birinin birden göğsü ağırırsa ne yapmalı?
En küçük bir şüphede, yani normalin dışında bir tuhaflık hisseden kişi bunu hiçbir şekilde ihmal etmemeli; şikayet kalp krizine benzesin ya da benzemesin derhal bir hastaneye başvurmalı.

22 Mart 2008 Cumartesi

SAĞLIKLI ALIŞVERİŞ REHBERİ


SAĞLIKLI ALIŞVERİŞ REHBERİ

Ambalajı kontrol edin. Donmuş besinler katı, soğutucudaki besinler soğuk olmalıdır. Donmuş besinler çözülme belirtileri göstermemelidir. Ambalajda delik, yırtık veya açık köşeler olmamalıdır, güvenlik kapaklarının ve düğmelerinin mutlaka kontrol edilmesi gerekir.Balık Satın Alırken: Beslenme açısından yararları nedeniyle deniz ürünlerine ilgi gittikçe artmaktadır. İyi bir protein kaynağı olmalarının yanı sıra deniz ürünlerinin yağ içeriği özellikle doymuş yağlar açısından düşüktür. Ve balık omega - 3 yağ asitleriyle sağlık açısından önemli yararlar sunar. Satın almadan önce balık tezgahını kontrol edin. Sokak satıcılarından balık almayın. Bütün balıkları (yüzgeçli veya kabuklu) koklayın. Kuvvetli balığımsı koku taze olmadığının bir işaretidir. Sebze Alırken Bamya: Koyu yeşil renkli ve lekesiz olmalıdır. Bezelye: Dolgun, parlak yeşil kabuklu ve körpe, iyi gelişmiş tohumlu olmalı. Biber: Yumuşak, benekli ve berelilerden sakının. Domates: Düzgün, iyi şekillenmiş ve sert (çok sert değil) olmalı. Yeşil Yapraklı Sebzeler: Taze, yumuşak, lekesiz yapraklı olmalı, kalın damarlı yapraklı demetlerden sakının. Rengi kendini ele verir Et Satın Alırken: Yağları iyi ayrılmış eti satın alın. Etin rengi tazeliğini gösterir. Sığır eti tipik olarak parlak kırmızı renktir. Genç dana eti grimsi pembedir. Daha yaşlı dana eti koyu pembedir. Kuzu etinin rengi nasıl beslendiğine bağlı olarak açık pembeden koyu pembeye kadar değişebilir. Ekonomik olmalarının yanı sıra tavuk ve hindi etleri yüksek protein içerir ve genellikle yağsızdır. Çoğunlukla kümes hayvanlarının yağsız çeşitlerini seçin (hindi ve tavuk gibi). Yağ tüketiminizi azaltmak için derisiz beyaz et alın, Sağlığınız için üzerinde son kullanma tarihi bulunan bütün tavuk tercih edilmeli. Böylece maddi anlamda da tasarruf sağlarsınız. Yumurta Satın Alırken: Almadan önce yumurtaların kartonlarını açın. Temiz ve tam olan kolileri seçin. Kırılmış olanı almayın. Oda sıcaklığında değil buzdolabında saklanmış olan yumurtaları alın. Meyve Satın Alırken: Elma- Çürük ya da çürük noktaları olanlardan sakının. Erik- Çatlamış veya buruşuk kabuklardan sakının. Kiraz- Vişne: Fazlaca yumuşak veya kurumuş veya koyu sapları olanlardan sakının. Limon: Genellikle pürtüklü yapılı limonlar daha kalın kabukludur ve ince kabuklulardan daha az suludur. Muz: Lekelenmiş ve çürümüş kabuklulardan sakının. Portakal: Yumuşaklık veya ucunda beyazımsı küf hissi tehlikelidir.

13 Mart 2008 Perşembe

CİNSEL YOLLA BULAŞAN HASTALIKLARDAN KORUNMA

Cinsel Yolla Bulaşan Hastalıklardan Korunma
Cinsel yolla bulaşan hastalıklar (CYBH), özellikle nüfusu kalabalık olan şehirlerde daha önemli bir sorun olarak karşımıza çıkmaktadır. Çok çeşitli şehirlerden ve hatta ülkelerden, çeşitli kültürlerden gelen insanların fazlaca yaşadığı yerlerde elbette kaçınılmaz olarak bu tür hastalıklar daha fazla görülür.
Korunma yollarına girmeden önce bu hastalıkların çok kısa bir özetini yapmakta fayda var:
CYBH başlığı altında toplanan hastalıklar hayatı tehdid eden hastalıklar olabileceği gibi (AIDS ve Hepatit B gibi); hayati tehlikesi olmayan ancak kalıcı hasarlar bırakabilen hastalıklar (erkekte ve kadında kısırlığa neden olan enfeksiyonlar, özellikle kadında kalıcı ağrılar ve diğer jinekolojik belirtilere yolaçan enfeksiyonlar) şeklinde; ya da enfeksiyon süresince çok çeşitli belirtilere yolaçan, kişiyi rahatsız eden ve daha sonra giderek hafifleyen seyir izleyecek şekilde olabilir (kadında vajinit ve bazı sistit türleri gibi).
CYBH'ler kadının anatomik özellikleri nedeniyle erkekten kadına daha kolay bulaşırlar. Hayatı tehdid eden enfeksiyonlar hariç, diğerleri genellikle kadınlarda daha kolay kalıcı hasar bırakırlar ve daha şiddetli belirtilere neden olurlar. CYBH'lerin önemli bir kısmı kronik seyirlidir, yani bir kez bulaştıktan sonra hiçbir belirti vermese de vücutta enfeksiyon etmeni yaşamaya devam eder. CYBH'ler arasında virüslere bağlı oluşanlar için henüz kesin etkili bir tedavi şekli geliştirilememiştir.
Tüm bu özellikleri nedeniyle CYBH'ler önemli bir sağlık sorunudur ve bu konuda bilgisi olmayanları daha kolay "vurur".
Korunma
Cinsel yolla bulaşan hastalıklardan bireysel düzeyde korunmanın en etkili yolu hastalık riski taşıyan şüpheli kişilerle (hayat kadınları, hayat kadınlarıyla birlikte olduğu bilinen kişiler, çok sayıda partneri olan ya da olmuş kişiler) ilişkiye girmekten kaçınmaktır.
Ancak unutulmamalıdır ki bariz olarak şüpheli olmayan biriyle beraber olunduğunda da hastalık bulaşabilir. O yüzden ikinci basamak, hakkında bilgi sahibi olunmayan bir kişiyle, ne kadar "temiz" görünürse görünsün, ilişkide prezervatif kullanmaktır.
Prezervatifler arasında lateks yapılı olan ve spermisit içerenler tercih edilmelidir (spermisitlerin aynı zamanda mikroorganizmaları etkisiz hale getirebilme özellikleri de bulunmaktadır). Prezervatif bir kez kullanılmalı ve ilişki sonrası çıkartıldıktan sonra poşete koyularak atılmalı ve eller sabunlu suyla yıkanmalıdır.
Prezervatif kullanımı yıllar boyu erkeklerin tekelinde ve inisiyatifinde kalmıştır. Son yıllarda ise kadınların kullanımına uygun olarak geliştirilen prezervatifler Amerika'da ve bazı Avrupa ülkelerinde kullanılmaya başlanmıştır. Ülkemize de girmiş olan bu ürünlerin çok yakında yaygın olarak kullanılacağını düşünüyorum.
Ne kadar etkili korunma olursa olsun cinsel yolla bulaşan hastalıklar açısından herkes risk altındadır. Bu hastalıkların çoğunda erken tanı ve tedavi hem kişinin sağlığının tekrar oluşturulması, hem de hastalığın daha çok bulaşmasının engellenmesi açısından önemlidir. Her bireyin CYBH grubunda yeralan hastalıkların genel belirtilerini bilmesi ve aşağıdaki belirtilerden bir veya daha fazlası olduğunda çekinmeden doktora başvurması önemlidir.

AİDS HASTALIĞI

AIDS
AIDS, tedavi alınmadığı takdirde 'HIV' virüsünün bağışıklık sistemini zayıflatarak yol açtığı bir sendromdur. AIDS tablosuna gelen kişiler; cilt kanseri ve bunun gibi ciddi enfeksiyonlara yakalanırlar. Açılımı "Edinilmiş Bağışıklık Yetmezliği Sendromu"dur.
HIV virüsü taşıyan kişiye HIV pozitif denir. HIV pozitif olmak ile AIDS olmak aynı şey olmadığı gibi, her HIV pozitif olan kişi AIDS tablosuna gelecektir diye bir durum yoktur. Günümüzde uygulanan ART ilaç tedavisi ile HIV pozitif olan kişiler AIDS tablosuna gelmeden yaşamlarını sürdürebilmektedirler. Yani yaygın olarak bilinenin aksine, HIV pozitif olan kişiler artık ölümü beklemiyorlar. Günümdeki tedavi olanakları ile HIV/AIDS artık kronik bir hastalıktır.
HIV virüsü kana bulaştıktan sonra uzun yıllar belirti vermeyebilir. Bulaşma gerçekleştikten 3 ay sonra yapılan testler en doğru sonucu verir.

Belirtileri
HIV bulaştıktan sonra, AIDS hastalığı belirtileri kişinin yaşam koşullarına ve vücut direncine göre, 3 - 5 yıl, hatta bazen daha uzun süre sonra ortaya çıkar. HIV bulaştığı vücutta çeşitli hücrelere, özellikle CD4T kan hücrelerine yerleşerek çoğalır. Zarar gören CD4T hücreleri giderek azalır ve bunun sonucu olarak vücudun bağışıklık sistemi yıkıma uğrar. Vücut direnci zayıflayan hastada, normalde zararsız olan, hafif geçen ya da ender rastlanan bazı hastalıklar belirir. Ayrıca lenf bezlerinde büyümeler, ağız ve deride tekrarlayan uçuk, yara ve lekeler, nedeni bilinmeyen uzun süreli ateş, gece terlemeleri, kilo kaybı, ishal, öksürük görülür. Tüberküloz, pamukçuk, diğer bakteri, mantar ve protozoon hastalıkları fırsatçı enfeksiyonlar ortaya çıkar.Kişide bu belirtilerin ancak birkaç tanesinin bir arada bulunması durumunda AIDS düşünülebilir. Kaposi sarkomu ve bazı lenfomalarda HIV enfeksiyonunu düşündüren önemli belirtilerdendir. Kesin tanı için anti-HIV testi yapılır.

Korunma
Kan nakli sırasında, AIDS testi yapılmamış kontrolsüz kan asla kullanılmamalıdır.
Kullanılmış ve dezenfekte edilmemiş şırınga, iğne, cerrahi aletler, jilet, makas, diş hekimliği aletleri, akupunktur iğneleri kesinlikle kullanılmamalıdır ve kullanılmasına izin verilmemelidir. Böyle işlemlerde bir kez kullanılıp atılan araç-gereç kullanılmalı ya da kullanılan aletler kesinlikle dezenfekte ya da sterilize edilmelidir.
Beden kişiye aittir. Uygulanacak işlemler sırasında akla takılan soruları sormaktan çekinmemek gereklidir.
HIV pozitif kişi, test sonucunu öğrendikten sonra kesinlikle kan vermemelidir.
HIV'li sperm sıvısı, genital sıvı ya da kanın bulaştığı alet ve eşyanın yaralı dokuya teması ile de HIV bulaşabilir.
Açık yaralar, vücuda mikrop/virüs/bakteri girişini engellemek için bantla kapatılmalıdır.

DERİ VE ZÜHREVİ HASTALIKLAR

DERİ ve ZÜHREVİ HASTALIKLAR 1. Deri Hastalıkları: Deri ve deri üzerindeki oluşumlarda meydana gelen hastalıklar.Yani kafamızdaki saçlardan itibaren ayak ucuna kadar tırnaklar dahil insan vücudunun dış kısmında meydana gelen hastalıklardır. Bu bölüm her yaşta insanın görünen dış kısım hastalıkları ile ilgilenir.Erkek ve kadın, bebek, çocuk ve erişkin yaşlarda herkesin dış kısmının hastalıklarına bakar, tedavi ile ilgilenir. Ayrıca ağızda aft gibi hastalıklar ile yanak iç kısmında, dudakların iç kısmındaki hastalıklar ile ilgilenir. 2. Zührevi Hastalıklar Bölümü ise: Cinsel ilişki sonunda ortaya çıkan hastalıklar ile ilgilenir. Bu da aynı cins, karşı cins olsun fark etmez.Cinsel temasla ortaya çıkan hastalıklara bakar, gerekli tedaviyi düzenler. Kontakt Dermatit: Temas ile ortaya çıkan hastalıkların genel adıdır. Yani vücudumuzun dış kısmında deriye temas sonucunda deride meydana gelen allerjik hastalıklardır. Tahriş eden veya deriye temas eden maddenin deride yaptığı allerjik görüntüler, tahriş eden maddenin cinsine göre farklı görünümler arzeder. Bu da tahriş eden maddenin cinsine göre farklı isimlerle anılır. Hepsinde de ortak özellik, deriye temas eden maddeye karşı deride cevap niteliğinde kızarık şişlikler, sulantılı kabarcıklar olur. Bu olaylar tekrarladıkça kabarıklaşmalar, sertlikler, kaşıntılar gittikçe şiddetlenerek ilerler. Bunların tedavisi temas eden maddenin cinsine göre yapılır. Allerjiyi yapan madde araştırılır.Tespit edilince de bu maddelerden uzak durulur. Tedavi düzenlenir. Mantar Hastalıkları: İnsanda hastalık yapan 4 cins yaratık vardır. Mikroplar, mantarlar, parazitler ve virüs denen canlı yaratıklardır. Mantarlar: İnsanda hastalık yapan 50’ye yakın çeşidi bulunur.Vücudun her tarafında mantar hastalığı görülebilir.En meşhurları ayak mantarı, kasık mantarı, tırnak mantarlarıdır. Bebeklerde ağızda pamukcuk mantarı daha çok görülür. Mantarların yerleştiği yere göre ve cinsine göre tedavisi düzenlenir. Bazılarında pansuman tedavisi kafi gelirken, bazılarına ağızdan da takviye gerekebilir.İlgili uzman hastalığın önemine göre bu tedaviyi ayarlar. Doktorun önerdiği tedavi müddetinden evvel tedaviyi kesmemek hastalığın tedavisi yönünden önemlidir.Bazı tedaviler karaciğer ve böbreklerin kontrolü altında yapılır. Kendiliğinden doktor kontrolü dışında bazı ilaçları kullanmamak lazımdır. Sedef Hastalığı: Vücudun herhangi bir yerinde kızarık zemin üzerinde beyaz sedefi renkli kabuklu hastalıklardır. Zaman zaman tekrarlayarak hayat boyu sürebilir.Kesin sebebi belli olmayan hastaklıklardır. Bir kısım irsi olarak görülür.Her yaşta görülür.Daha çok erişkinlerde görülür. Vücudun her tarafında ve değişik şekillerde görülürler.Daha çok diz-dirseklerde, kalçalarda ve başta görülür.Bazende büklüm yerlerinde de görülür. Tedavisiz kalan vakalarda parmak eklemlerinde bozukluklar, deride yaygın kızarıklıklar olabilir.Bu yüzden tedavisini ihmal etmemelidir. Ayrıca önemli olan bir durumda bu hastalığa deri dışında ağızdan veya kalçadan kortizon verilmez.Verilirse önce geçer gibi olur ama daha sonra daha şiddetli ve geniş alanlar halinde görülür.Dermovate gibi kuvvetli kortizonlu merhemler rastgele kullanılmamalıdır. Kortizonlar doktor kontrolünde kullanılmalıdır.Çünkü fazlası deride incelme, damarlanma, kıllanma ve sivilcelenme de yapar. Ekzama: Kızarık, içi su dolu kabarcıklı, kaşıntılı, tekrarlayan çeşitli şekil ve büyüklüklerde görülen allerjik deri hastalığıdır. İçerden ve dışardan çeşitli maddelerle ortaya çıkar. Yaşa göre, mesleğe göre, dışardan etki eden maddelerin cinsine göre, yerleştiği yere göre, yayılışına göre, görüntüsüne göre, süresine göre çeşitli adlarla anılır.Bazen de bünyeden olur. Tedavi olarak uzmanınca allerjiyi yapan madde tespit edilmeye çalışılarak yapılır. Saç ve kıl dökülmeleri: Saç ve kılların dökülmesi ile ortaya çıkan hastalıklara genel olarak Alopecia (kellik)denir. Saç ve kıl dökülmeleri doğuştan ve sonradan olabilir.Doğuştan olanlar daha çok ailevidir. Sonradan olanlar ise yaygın ve bölgesel olur. Yaygın olanlar: Bazı ilaç alımları sonucunda tikleri alanlarda, sürtmelerde, sürtmelerde travmaya bağlı dökülmeler de olabilir.Bazende bazı hastalıklar sonucunda psikolojik bozukluklarda, hazımsızlık, şeker hastalıklarında, kronik hastalıklarda, mikrobik ve mantar hastalıklarında saç dökülmeleri görülebilir.Ayrıca yağlanma ve yaşlanma sonucunda de dökülmeler görülebilir. Bazı erkeklerde 20 yaşında başlayıp 25 yaşına kadar süren dökülmeler sonucunda dazlaklık olur.Bazı erkeklerde ise yavaş dökülür.35-40 yaşlarına kadar saçlar seyrelir ve durur. Kadınlarda dazlaklık pek görülmez.Daha çok karşımıza çıkan Alopecia Areata (yalancı saç kıran) denilen yalancı kellikler de görülür.Ancak saçlarda ve sakallarda yuvarlak görülür.Bazen tek bazen birkaç tane. Bu tür dökülmelerde saçlar genellikle birkaç ayda çıkar. Sık tekrarlayabilir.Daha çok moral durumu bozuklukları sonucunda görülür.Tedavisi vakaya göre yapılır. Saç Ekimi (Saç Transplantasyonu): Başın saçlı alanlarından saçsız alana saç nakli olayına saç ekimi denir. Saç ekimi başın arka kısmından şerit şeklinde saçlı deri alınır.Bu alınan şeritteki kıllar kökleri ile beraber 1’li, 2’li, 3’lü gruplara ayrılarak başın ön kısmında önceden açılan doku yuvarlarına yerleştirilir. Bu işleme Mikrogref yöntemi denir. Bu metotla bahsedilen bölgeden 1500-2500 civarında kıllar kökleri ile beraber önde ayarlanan saçsız kısma nakledilmiş olur. Bu işlemden evvel hasta muhakkak muayene edilmeli. Hipertansiyonu, saçlı deri hastalıkları araştırılmalıdır. Ekilme alanlarında herhangi bir hastalığın olması ,saç ekilmesini iptal ettirir. Saçın ön kısmında hafif açılmalar olunca hastalar ekim için müracat etmektedirler. Böyle durumlarda ekim yapılmamalıdır. Çünkü ara ara, bölge bölge ekimler homojenliği ve görünümü bozar saç ekiminden sonra 3 ay kadar yüzeydeki kıllar dökülür. Kıl kökü istirahatte ve toparlanmada kalır.Bu devre sonunda yavaş yavaş büyürler. İkinci ekim için çoğu çalışmalar 3 aydan evvel yapılmamasını önerirler.Çünkü kıllar ancak 3 aydan itibaren büyümeye başlar.Kıllar büyümeye başlayınca hastaya cesaret gelir.2.ekim ondan sonra rahat yapılır. Hasta ile bütün ayrıntılar konuşulup hastanın psikolojisi göz önüne alınarak ekim yapılmalıdır.4 ekimden fazla ekim yapılmamalıdır. Sivilceler: Deride içlerinde cerahat bulunan küçük kabarcıklara sivilce denir. Bunlar daha çok o bölgede herhangi bir nedenden dolayı mikrop yerleşmesi sonucunda olur. Bunlar da büyüklüklerine göre çeşitli isimler alır.Mesela kan çıkanı gibi. Mikropların cinsine ve sivilcelerin görünümüne göre de değişik adlarda anılırlar. Kontrolsüz kaldığında kabuklanma meydana gelir ve giderek ağırlaşır. Onun için hemen doktora gidip tedavisi yapılmalıdır. Bir de daha çok halk arasında yaygın olarak yüzde görülen sivilceler vardır.Bunların mikroplarla alakası yoktur. Bunlar daha çok ergenlik çağında görüldüğü için ergenlik sivilcesi (AKNE) ismi verilir. Hafif, orta, şiddetli olur. Bazen de kistik görünüm alır. Bu tür sivilceler daha çok gençlerde görüldüğünden estetik olarak rahatsızlık verirler. Bu yüzden bundan kurtulmak için her çareye başvururlar .Doktora gider 1-2 kullanır, umutsuzlaşır. Başka doktor ve çareler dener. Dikkat edilecek husus şudur: Hasta bunu bilirse durumunu ona göre ayarlar. Sivilcelerin hemen geçemeyeceğini, birkaç ay sürebileceğini, bunların ancak uzun sürede geçeceğini bilmelidir. Bu yüzden stres yapmamalıdır. Doktor kontrolü altında geçiştirmeli cinsine, şekline göre doktor bunun tedavisini düzenler. Muhakkak doktorun dediklerine uymalıdır. Sivilceleri sıkmaya ve kaşımaya çalışmamalıdır. Behçet Hastalığı:Ağızda aft, mahrem yerlerinde (genital) yaralar, gözde iltihaplanma olması Behçet hastalığını düşündürür.Daha çok erkeklerde görülür. Dudaklarda, dilde, yanak iç kısmında, damakta ve boğazda aftlar görülür. Bunlar ağrılıdır. Genital lezyonlar, ön ve arkada aft benzeri yaralar, gözde ağrı ve ışığa hassasiyet olur.Daha sonra irirtis olur.Tedavi edilmez gecikilirse gözde körlük olabilir. Bu hastalık zaman zaman tekrarlar. İhmale gelmez. Muhakkak doktor kontrolüne girmelidir. Uyuz: Kaşıntılı, bulaşıcı bir hastalıktır. Her yaşta ve her insanda görülebilir. Bulaşma genellikle geceleri sıcakta sıkı temasla olur.Ortalama olarak bulaştıktan bir hafta sonra görülmeye başlar. Parmak araları, avuç içlerinde, bileklerin iç yüzünde, dirseklerde, göbek etrafında, ön-arka mahrem yerlerinde en çok görülür.Bu bölgelerde excorie papüllü, vezikülekrutlu püsküller bulunur. Muhakkak tedavisi yapılmalıdır.Yapılmadığı takdirde ailenin diğer fertlerinde de görülür. Pediküloz (BİT): Başta, gövdede ve kasıklarda görülür.Bit ve yumurtaların görülmesi ile teşhis edilir. Kaşıntıya bağlı sivilcelenmeler görülür. Tedavi edilmezse ailenin diğer fertlerinde de görülür.Daha çok kalabalık, toplu yaşanan alanlarda (okul gibi) görülür. Vücut biti yoksullarda, ihtiyarlarda, kasık biti ise daha çok cinsel temasla olur. Deri Kanserleri (epitelyoma’lar):Bunlar görünümlerine göre çeşitli isim alırlar.Yüzeyel ve deri olurlar.Yüzeyel olanlar pansumanla geçebilir.Derin olanlara ise radyoterapi ve cerrahi çıkarma işlemi uygulanır. Bazı vakalarda ise Elektrokoagülasyon işlemi uygulanır. Bu tip hastalığı olan kimseler güneşte fazla kalmamalı, palyatif dediğimiz halkın arasında söylenen tedavileri uygulamamalı. Mesela kaşığı ısıtıp bastırmamalı, yanmış sigara basmamalı. En iyisi bir cildiye doktoruna giderek hastalığın önemi ve tedavisini istemelidir. En çok yüzde görülürler. Daha çok 40-50 yaştan sonra görülürler. Bazıları yavaş bazıları hızlı gelişir. Terlemeler: Bunlar yaygın ve bölgesel olurlar.Yaygın terleme streslerde, ilaç kullanımında, enfeksiyonda. Menopozda, şeker düşüklüğünde ve aşırı tiroid faaliyetlerinde görülür. Tedavide altta yatan sebep araştırılmalıdır.Varsa uygun tedavi verilir. Bulunmazsa tıbbi tedavi veya cerrahi tedavi uygulanır. Son zamanlarda iyontoforez tedavisi de kullanılan metotlar arsına girmiştir. Ucuz olması, pek yan etkisi olmaması tercih nedenleri arasına girmektedir. Seanslar halinde uygulanmaktadır.İnatçı olgularda ise cerrahi girişimler uygulanabilir.
__________________ÖLÜM BİR SON DEĞİL,AKSİNE BİR BAŞLANGIÇTIR.

27 Şubat 2008 Çarşamba

EN ÇOK İNCELENEN HASTALIKLARDAN BİRİ

ROMATİZMA
1-atkuyruğu çayı, bedenin mineral dengesini bozmadan, fazla sıvıların, asitlerin ve öteki zararlı maddelerin dışkılanabilmesini sağlayabilecek bitkilerin en değerlisidir. günde 2-3 bardak bitki çayı, aç karnına, tatlandırılmadan içilmelidir. 5-6 günlük bir kürden sonra 2-3 gün ara verilip, yine 5-6 günlük bir küre başlamak doğru olur. uygulanan 2-3 kürden sonra, 1-2 hafta ara verilmelidir.
2-ayrık kökübanotu yaprağıbiberiye esansıgüveyfeneri meyvesihodanhuşağacı yaprağıısırganotu yaprağıkamış kökükatırtırnağı çiçeğikavak tomurcuğumaydanoz tohumumısır püskülüsöğüt kabuğutatula yaprağıterementi esansı
3-biberiye, adaçayı, nane, papatya, ısırgan otu ve çam filizi tentürleri, friksiyon ve kompres olarak, tek tek veya karıştırılarak kullanılabilir.
4-biberiye, kekik, papatya, ıhlamur ve adaçayı bitkilerinin çayları da, günde 1-3 bardak içilebilir.
5-hardal tohumu dövülüp, bal ile karıştırılarak yenir. ayrıca, ağrılı bölgeye sürülür. aşağıdaki yağlar belli oranlarda karıştırılıp ağrılı bölgeye tatbik edilir; pelesenk yağı : 100g. kekik yağı : 70g. alabalık yağı : 50g. karanfil yağı : 25g.
6-ısırgan otu çayı, bedendeki ödemin, zehirli maddelerin ve asitlerin sağlıklı biçimde dışkılanabilmesini sağlayabilir. ayrıca, bol miktarda demir ve c vitamini de içerir. günde 2-3 bardak çay, aç karnına, tatlandırılmadan içilir. 2-3 haftalık bir kürden sonra 1 hafta ara verilip, aynı küre yeniden başlanabilir.
7-nohut kaynatılıp lapa yapılır. ılık olarak sarılır. 24 saatte bir tekrarlanır.
8-özel bileşimli tentür: çam filizi tentürü 50 ml, biberiye tentürü 30 ml, adaçayı tentürü 40 ml, mentol 5? gr, kafur 8? gr. hepsi bir şişede kariştirilir ve kafur eriyene kadar çalkalanir. özel friksiyon ve kompres tentürü hazirdir. bu tedavilerin sonunda, tedavi gören bölge, kuru-sicak bir havlu ile örtülmelidir.
9-potasyum ve kalsiyum içerikli besinlere öncelik verilmesi gerekir. bu maddeleri içeren besinler aşagida belirtilmiştir: taze sebze, meyve, salatalar, findik-fistik türleri ve çig süt. konservelerden, agir yaglardan ve tatlilardan kaçinilmalidir. yalnizca, sizma tabir edilen bitkisel yaglar tüketilmelidir. kahve ve alkole yanaşilmamali, bolca çig süt içilmelidir. bedenin zehirlerden ve asitlerden tümüyle arinabilmesi için, sindirim sisteminin ve karacigerin tam kapasite ile çalişmasina özen gösterilmelidir. sirt agrilarinin büyük bir bölümünün romatizma ile hiçbir bagi yoktur. bu agrilar genellikle iş yerinde kullanilan yanliş iskemleden veya yanliş oturma biçiminden kaynaklanir. ayrica, bir depresyon hali de sirt agrilarina neden olabilir.
10-süzme balromatizma ve sancılarına karşı da iyi bir ilaçtır. sancıyan yer bal sürülmüş keten bezle sarılır, üzerine yün veya koyun postekisi bağlanır. keten bez değiştirilirken romatizmalı yer önce sıcak su ile yıkanır, hafifçe masajlanır. işlem 4 saatte bir tekrarlanır. romatizmalı yerin soğumamasına dikkat edilmeli, ağrı kesildikten sonra da tedaviye 1 hafta devam edilmelidir.
11-zeytinyagi (1 litre)lavanta (çiçegi) 50 gramkarişim sicak bir yerde 9-10 gün boyunca dinlendirilir, iyice süzülür, sivi kisim koyu renkli şişelerde saklanirromatizmali yere bu sivi ile masaj yapilir ve sicak tutulur.
12-zeytinyagi (1 litre)leylak (taze çiçek) 150 gramkarişim her gün bir kaç kez çalkalanarak, 30 gün boyunca oda sicakliginda ve az işik alacak şekilde dinlendirilir, iyice süzülür, sivi kisim koyu renkli şişelerde saklanirromatizmali yere bu sivi ile masaj yapilir ve sicak tutulur.
13-zeytinyagi (1 litre)süpürgeotu (calluna vulgaris l.) (iyi kiyilmiş çiçekli) 250 gramkarişim her gün bir kaç kez çalkalanarak, 10 gün boyunca oda sicakliginda ve az işik alacak şekilde dinlendirilir, iyice süzülür, sivi kisim koyu renkli şişelerde saklanirromatizmali yere bu sivi ile masaj yapilir ve sicak tutulur.
14-zeytinyagi (100 gram)sarimsak 10 gramkullanmadan hemen önce taze olarak hazirlanir.romatizmali yere bu sivi ile masaj yapilir ve sicak tutulur.

STRESİN EN İYİ İLACI:SİYAH ÇAY

Yapılan araştırma sonuçlarına göre, günlük bir bardak siyah çayın, stresle başa çıkmak için birebir olduğu belirlendi. Bilim adamlarının son yaptığı araştırmaya göre siyah çay, vücuttaki stres hormonları seviyesinde doğrudan etki yapıyor. Psychopharmacology isimli sağlık dergisinde yayınlanan sonuçlar, siyah çay içenlerin stresten çok daha çabuk arınabildiğini ortaya koydu.İngiltere de bulunan University College London da yapılan araştırmalar sonucu, siyah çayın insanlar üzerinde anti-stres etkisi bulunduğu bildirildi. Bilim adamlarının yaptığı incelemelere göre siyah çay, vücuttaki stres hormonlarının seviyesi üzerinde doğrudan etki gösteriyor. Araştırmaya katılanlar içinde, 6 hafta boyunca günde 4 kez çay içenlerin kanlarında bulunan cortisol isimli stres hormonu seviyelerinin, stresli geçen etkinliklerin ardından ölçüldüğü ve oldukça stres hormonunun beklenenin daha altında olduğu görüldü.Araştırmanın uygulandığı deneklerin normal yaşamlarında düzenli olarak çay içme alışkanlığı bulunanlar arasından seçildi. İlk aşamada bütün denekler çay içme alışkanlıklarına bir süre ara verdi. Araştırma kapsamında denekler iki gruba ayrılarak, bir gruba normal siyah çay verilmeye devam edilirken, diğer gruba siyah renkli olan, tadı da çay ile benzer olan ancak siyah çaydan farklı bir bitki çayı verildi. Her iki grubun da, stresli oldukları durumlardaki, cortisol, kalp atışı ve kan basıncı değerleri ölçüldü. Daha sonra deneklere 3 farklı sorun meydana getirilerek, her bir denek kamera karşısında, içinde bulundukları durum nedeni ile tartıştı. Yaşanılan sorun sonucunda, stres hormonu, tansiyon ve kalp atışı değerleri yeniden ölçüldü. Her iki grubun stres seviyeleri benzer çıkmasına rağmen, 50 dakika sonunda, normal çay içen grubun stres seviyesi yüzde 47 oranında düşerken, sahte çay verilen grubun stres seviyesi en fazla yüzde 27 oranında düşebildi. Çay içenlerin, yaşadıkları sorunların ardından daha hızlı ve kolayca rahatlayabildikleri ortaya çıktı. ÇAY İÇENLERDE KALP KRİZİ RİSKİ DAHA AZAraştırmanın bir diğer sonucuna göre ise, çay içenler, içmeyenlere göre daha az kan pıhtılaşmasına bağlı gelişen kalp krizi geçirme riski taşıyor. University College London Halk sağlığı ve Salgınlar bölümü Profesörü Andrew Steptoe, halk arasında, çay içmenin, günlük yaşamdaki stresli durumlarda rahatlatıcı olduğuna inanıldığını, ancak şimdiye dek ilk kez bunun bilimsel bir araştırma ile test edildiğini söyledi. Deneklerin hiç birinin içtikleri çayın gerçek çay olup olmadığını bilmediklerini de söyleyen Profesör Steptoe, çayın içindeki hangi maddenin rahatlamaya ve stresi yenmeye neden olduğunun bilinmediğini sözlerine ekledi.Andrew Steptoe, ayrıca, çayın içinde birçok farklı maddenin bulunduğu ve bu maddelerden catechin, polyphenol, flavonoid ve amino asitlerin beyindeki vericileri etkilediğinin daha önceki araştırma sonuçlarından ortaya çıktığını, ancak bu araştırma ile bu farklılığın nedenlerine ilişkin bir şey söylenemeyeceğini belirtti. "Bizim araştırmamız, siyah çay içmenin, günlük yaşamdaki stresten kurtulmak ve çok daha hızlı rahatlamakta etken olduğunu ortaya çıkardı, bununla birlikte, çay içmek, stres hormonunu normale indirirken çok etkili." diyen Steptoe, bu araştırma sonuçlarının sağlık için çok büyük bir bilgi olduğunu, stres seviyesinin yavaş yavaş normale dönmesinin kronik rahatsızlıklara ve koroner kalp hastalıklarına yolaçtığını söyledi.

17 Şubat 2008 Pazar

NASIL SAĞLIKLI BESLENEBİLİRİZ........?



Nasıl sağlıklı beslenebilirim?
Kolesterolüm yüksek ama ilaç istemiyorumNasıl sağlıklı beslenebilirim? * 'Sağlıklı beslenin' denilip duruluyor; birçok tarifler çıkıyor, sürekli yeni bilgiler geliyor önümüze. Peki gerçekten ne demek bu sağlıklı beslenme? Verilen reçetelere uymak yerine nelere dikkat etmeliyiz? Doğru ile yanlış bilgiyi nasıl ayırt edeceğiz? Verilen reçeteler yerine, hangi kriterlere göre beslenmenizi düzenleyeceğinizi öğrenmek, kendi kararlarınızı doğru olarak vermenizi sağlayacaktır. Aşağıda buna yardımcı olacak bazı ipuçları yer alıyor:* Her gün yediklerinizden en az beş çeşidi, taze meyve ya da yeşil sebze olsun.* Her gün altı ya da daha fazla kez tahıl ve tahıl ürünleri yiyin.* Porsiyonda 2 gramdan fazla doymuş yağ içeren gıdalardan kaçının. Bunun için etiketleri okuyun.* Harcadığınız kadar yemeye çalışın.* Hemen yağa dönüşen basit karbonhidratları çok olan ama besleyiciliği bulunmayan abur cuburdan uzak durun.* Günde altı gramdan az tuz tüketin.* Gıdaları yağda kızartacağınıza haşlayın, fırında, buharda pişirin ya da yakmadan ızgara yapın.* Margarin, krema, tereyağı yerine sıvı bitkisel yağlar kullanın.* Tavuk, hindi, balık, yağı ayıklanmış kırmızı et yiyin. Kümes hayvanlarının derisini soyun.* Süt ürünlerinin az yağlı ya da yağsız olanlarını tüketin.* Yüksek kalorili salata sosları ve mayonez yerine limon, sirke, mevsimine göre taze otları tercih edin.
Uz. Dr. Eren Eroğlu

16 Şubat 2008 Cumartesi

MUTLU OLMANIN YOLLARI

MUTLU OLMANIN YOLLARI

1-Kendinize,insanlara ve bütün herşeye Gerçekçi ve Doğru bakmanın yollarını öğrenin.

2-Herkesin bir kusuru olabileceğini baştan kabullenin.

3-Hiç kimsenin dört dörtlük olmayacağını iyi bilin.

4-Rahat ve huzurlu olabilmenin yollarını öğrenin.

5- Geniş düşünmenin yollarını öğrenin. .

6-İnsanlara ,hayvanlara ve canlılara karşı biraz daha merhametli olmağa çalışın.

7-Öldüğünüzde tanıdıklarınız tarafından nasıl anılmak istediğinizi kendinize devamlı sorun.

8-Değer verilecek insanlara değer verin.

9-İnsanlara ,hayvanlara ve canlılara bir tane olsun bir iyilik yapın.

10-Yaptıklarınız için hemen mükafat beklemeyin. Meçhul asker olmağa bakın.

11-Şimdiki zamanı en iyi,en güzel, en verimli şekilde şekil de kullanmağa çalışın. .

12-Sabırlı olmanın yollarını öğrenin. .

13-Büyük şeyleri öğrenip onları kafanıza takmalısınız.

14-Kendinize de zaman ayırın tabi sevdiklerinize de zaman ayırın.

15-İnsanları kendi gerçekleriyle tanımağa çalışın .

16-Hayatın bir imtihan olduğu gerçeğini hiçbir zaman unutmayın. .

17-Olayların nedenlerini araştırın.

18-Milyonlarca doğru olabileceğini de kabul edin. .

19-Gerçeğe vardıran yolların da milyonlarca olduğunu görün.

20-Gördüğünüz duyduğunuz her şeyde Allahımızın ( c. c.) kudretini ve rahmetini görebilmek için bu konuların uzmanlarından bilgi ve yardım alın.

21-Her şeyin iyi yanını görmeğe bakın. .

22-Hayatta sizi üzen şeyleri bırakın size mutluluk veren ne varsa onları alın.

23-Şunu unutmayın Neyi arıyorsanız sizin de değeriniz o kadardır.

24-İki şeyi beyninizin içine iyice kazıyarak yazın:Sabır ve Şükür.

25-Herkesten ve her şeyden bir şeyler öğrenmeğe çalışın.

26-Zekanıza derinlik kazandırmanın yollarını öğrenin. .

27-Her şeyi olduğu gibi kabul etmenin yolarını öğrenin. .

28-Bilinçaltınızın gücünü bilin,öğrenin. .

29-Her zaman gerçekçi olmağa çalışın

30-Zamanınızı en iyi şekilde kullanmağa çalışın.

15 Şubat 2008 Cuma

GRİPTEN KORUNMANIN YOLLARI


Gripten korunma yolları
C vitaminli meyve ve sebzeler
Bal ve pekmez:
Kırmızı biber:Bal yiyerek gripten korununBal ve pekmez soğuk havalarda vücudun ısınmasına yardımcı olarak grip ve benzeri hastalıkları önlüyor.
***Gripten korunma yollarıBağışıklık sistemini güçlendiren gıdalarla dengeli beslenmek; kış hastalıklarından korunmak ve bunlarla savaşmakta büyük önem taşıyor. Bugüne kadar soğuk algınlığına karşı bir tedavi yöntemi geliştirilemedi. Şu an uygulanan tedaviler soğuk algınlığı ile beraber gelen rahatsızlıkları azaltabiliyor. Ne yersek yiyelim, ne içersek içelim, hangi ilaçları kullanırsak kullanalım hayatımızın mutlaka 3 gününü kötü geçirmemize neden olan soğuk algınlığının tek çaresi, dinlenmek. Bunun yanı sıra bağışıklık sistemini güçlendirmek de önem taşıyor. Bunun için neler yememiz gerektiğini bilmemizde büyük yarar var. İşte bağışıklık sistemini güçlendiren yiyecekler: Yoğurt: Sağlıklı beslenmenin en önemli gıdası olarak tanınan yoğurt, yeni bir araştırmanın sonucuna göre soğuk algınlığını önlüyor. Kaliforniya Üniversitesi araştırmacılarının 1 yıl boyunca 60 kişi üzerinde yaptıkları araştırmaya göre, her gün yoğurt yiyenler üşütme, hapşırma ve öksürme belirtileri göstermiyor. Brezilya fındığı: Her biri 100 mikrogram selenyum içeren fındıklar solunum yollarına bağlı hastalıklara karşı son derece etkili oluyor. Antioksidan etkili bir mineral olan selenyum, yaşlanma sürecinin hızlanması ile ilişkilendirilen serbest radikallerin doku ve hücrelere verdiği zararları önlemeye yardımcı oluyor. Sarımsak: Gripten korunmak için her gün 3-4 diş sarımsak yemek yeterli... Anadolu'da ilk Türkçe tıp kitabını yazan Geredeli İshak, sarımsak için "Soğuktan olma bilcümle sayrulukların (hastalıkların) panzehiridir" ifadesini kullanılmış. Sarımsak, grip virüslerinin vücutta çoğalmasını engelleyen allicine ve aliin maddelerini bol miktarda içeriyor. Dolayısıyla günde 3-4 diş sarımsak yemek, gripten koruyor. Ancak, sarımsağın etkisini göstermesi için hastalığa yakalanmadan önce ve çiğ olarak yenilmesi gerekiyor. Aksi halde tedavi edici özelliği kalmıyor. Enerji içeceği: Uluslararası Spor Besin Gazetesi'ne göre, yoğun antrenman dönemlerinde içilen enerji içecekleri bağışıklık sistemini güçlendiriyor. Karbonhidrat yüklemesi yapmak, uyku sırasında insanın direncini azaltan kortisol hormonunun artmasına engel oluyor. Domates çorbası: Amerikan Klinik Gıda Gazetesi'ne göre, sağlıklı yaşam için en iyi anahtar domates kürü. Domates ağırlıklı besinlerin alınmasıyla yüzde 38 oranında güçlenen kan hücreleri, enfeksiyonla mücadelede dirençli oluyor.

9 Şubat 2008 Cumartesi

SİGARAYI BIRAKMA HAFTASI

ÇOK GEÇ OLMADAN LÜTFEN SİGARAYI BIRAKALIM.......................!

Dünya sağlık örgütü istatistiklerine göre dünya ülkelerinin birçoğunda en çok rastlanan ve en çok ölüme yol açan nedenler arasında ilk sırayı akciğer kanseri alıyor. Son 40 yılda yüzde 250 oranında artış gösteren akciğer kanserine sadece ABD'de her yıl 160 bin kişi yakalanıyor. Türkiye'de ise her yıl 30-40 bin kişide akciğer kanseri görülüyor.


Bir başka araştırmaya göre akciğer kanserinin yüzde 85'i, kronik bronşit'in yüzde 75'i, kalp hastalıklarının yüzde 25'i sigaradan kaynaklanıyor. Uzmanlar, 100 bin kişilik nüfusta hiç sigara içmeyenlerin akciğer kanserine yakalanma oranının yüzde 0.1-0.2, günde bir paket içenlerde yüzde 44, 1-2 paket içenlerde 58, günde 2 paket ya da daha fazla içenlerde 72 olduğuna dikkat çekiyor.
Marmara Üniversitesi Çevre Sorunları Araştırma ve Uygulama Merkezi (MARÇEV) ile Sigara ve Diğer Alışkanlık Yapıcı Kimyasallar Etkileşim Birimi ve Dünya Sağlık Teşkilatı kaynaklarından alınan bilgilere göre tütün ve sağlık konusunda bilinmesi gereken gerçekler şöyle sıralanıyor.
1. Tütünde sağlığa zararlı hangi maddeler bulunuyor?
En iyi bilinen ve en tehlikelileri karbon monoksit, nikotin ve katrandır.
2. Bu maddeler nasıl öldürücü etki yapar?
Karbon monoksit: Arabaların egzoz gazının aynısıdır. Kanın oksijen taşıma yeteneğini azaltır.
Nikotin:Kokain ve Morfin kadar bağımlılık yapar. Kan basıncını (tansiyon) ve kalp hızını arttırır. Karbon monoksit ile birlikte koroner arter hastalığı ve beyin damar hastalığına yol açar.
Katran: Kanserojen (kanser yapıcı) olup akciğer kanseri, amfizem ve kronik bronşit yapar.
3. Düşük katran ve nikotin içeren sigaralar az mı zararlıdır?
Hayır. Kanda azalan miktarları telafi etmek için alışkanlığı olanlar daha fazla içer ve daha çok içine çeker.
4. Filtreli sigaralar zararsız mıdır?
Hayır. Filtre karbon monoksit ve diğer zehirli gazları temizlemez. Filtreli sigara içicisi yine de kalp hastalıkları ve inmeye (felç) yakalanabilir.
5. Sigara neden kadınlara daha zararlıdır?
Menopoz 5-10 yıl daha erken olur. Doğum kontrol hapı kullanan kadınlar arasında sigara içenlerin, içmeyenlere göre kalp krizi geçirme şansı 10 kat fazladır.
6. Dünyada sigara tüketimi ne kadardır?
Gelişmiş ülkelerde 15 yaşın üzerinde sigara içenlerin günde ortalama 7-10 sigara içtiği saptanmıştır.

16 Aralık 2007 Pazar

ZAYIFLAMAK İÇİN...

Zayıflamak İçin
Kısa sürede oldukça zayıflatan diyetlere büyük bir talep var. Kimi diyetisyenler bu diyetlerin çok kısa sürede kilo verdirmesini sakıncalı bulsa da Amerikan Kalp Vakfı acilen kilo vermeleri gereken kalp hastalarına bu diyeti öneriyor.Ancak 35 yaş üstü kişilerin ve sağlık problemi olanların Amerikan Kalp Vakfı nın diyeti yapmamaları gerektiği baştan belirtiliyor. 3 günde tam 4.5 kilo verebileceğiniz bu diyeti üçüncü günün sonuda bırakmalı ve tekrar etmek istiyorsanız en az bir hafta ara vermelisiniz.
1. GünKahvaltıYarım greyfurt1 dilim tost ekmeği2 çorba kaşığı fıstık ezmesiŞekersiz çay / kahveÖğleYarım porsiyon ton balığı1 dilim tost ekmeğiŞekersiz kahve/çay/sodaAkşam2 dilim et1 tabak yeşil fasülye1 küçük elma1 tabak vanilyalı dondurma (3 top)
2. GünKahvaltı1 yumurtaYarım muz1 dilim tost ekmeğiŞekersiz çay/kahveÖğle1 tabak lor peyniri3 tuzlu krakerAkşam2 sosis1 tabak brokoli veya karnıbaharYarım tabak havuçYarım muzYarım tabak vanilyalı dondurma (2 top)
3. GünKahvaltı5 tuzlu kraker1 dilim cheddar peynir1 küçük elmaŞekersiz kahve/çayÖğle1 katı yumurta1 dilim tost ekmeğiAkşam1 tabak ton balığı1 tabak karnıbaharYarım kavunYarım tabak vanilyalı dondurma (2 top)
6 ÖĞÜNLE ZAYIFLAYINÜnlüleri zayıflatmasıyla tanınan Haluk Saçaklı, hazırladığı diyet programları ve beslenme düzenleme teknikleriyle son günlerde adından en sık bahsedilen obezite uzmanı. Haluk Saçaklı davranış düzenleme tekniklerini Vitrin okuyucuları için şöyle özetledi: "Dayanamadınız ve atıştırmaya başladınız. Hemen kalbinizin sesini dinleyin. Kalbiniz eğer atıştırma sonrası kendinizi daha kötü hissedeceğinize dair uyarılar veriyorsa hemen soluklanın ve ortamdan uzaklaşın.Lokmalar arasında çatalınızı bırakmanız, yemek sırasında durup şöyle rahatça sırtınızı sandalyeye dayamanız olumsuz duyguların uzaklaşmasını sağlayabilir. Yemeğe karşı oluşan bir anlık duygusal boşluk ortadan kalktığında kontrolün yiyecekte değil kendi ellerinizde olduğu anlayacaksınız.Acıkmadan yemeğe başlamak büyük hatadır. Zira yemeği kesmek daha zor olacaktır. Yemek yemenizin fiziksel açlıktan olduğuna karar verdiğinizde acele etmeden, neyi ve neden yemek istediğinizi düşünerek hareket edin.Açlık ve iştahı iyi ayırt etmek gerekir. Bu ikiliyi çok iyi kontrol etmek gerekir. Açlık var olma mücadelesinin tehlikeli bir sinyalidir. İştah ise haz gereksiniminin göstergesidir.Tüm bu duyguları frenlemek için her şeyden önce güçlü olmak zorundayız. Güçlü olmanın ilk yolu 'hayır' demesini bilmekten geçiyor."Örnek diyet programı:Uyanınca 1 bardak oda sıcaklığında suKahvaltı. 1 porsiyon mevsim meyvesi. Şekersiz limonlu açık çay. 1 ince dilim kepek ekmeği. 1 kibrit kutusu büyüklüğünde yağsız beyaz peynir. 4 adet yeşil ya da siyah zeytin. 1 porsiyon domates - salatalık - yeşil biberKuşluk. 1 porsiyon mevsim meyvesi. 2 adet grisini lŞekersiz bitkisel çayÖğle. 2 adet köfte büyüklüğünde tavuk veya peynir ilâveli 1 porsiyon yeşil salata (1 tatlı kaşığı zeytinyağı ilave edin). 2 ince dilim kepek ekmeği. 1 su bardağı diyet yoğurtİkindi. 1 porsiyon mevsim meyvesi. 1/4 sokak simidi. 1 kibrit kutusu büyüklüğünde yağsız beyaz peynir. Şekersiz limonlu açık çay
Akşam. 1 tatlı kaşığı zeytinyağı ile hazırlanmış 1 porsiyon 4 yemek kaşığı mevsim sebzesi veya sınırsız mevsim salatası. 1 tatlı kaşığı zeytinyağı ile hazırlanmış 1.5 su bardağı kepekli makarna ya da pilav veya 12 yemek kaşığı kuru baklagil. 1 su bardağı diyet yoğurtGece. 1 porsiyon mevsim meyvesiYatarken. 1 bardak oda sıcaklığında suSağlıklı yaşamanın birinci maddesi sağlıklı beslenmedir.Yediğiniz ve içtiğiniz gıdalara özen gösterdiğiniz sürece, hem fazla kilolardan kurtulursunuz, hemde sağlıklı bir yaşama kavuşursunuz.Buradaki diyet örnek olarak verilmiştir.Diyetin, doktor kontrolunda yapılması gerektiğini lütfen unutmayınız!!!

5 Aralık 2007 Çarşamba

KADINLAR LÜTFEN DİKKAT ...!



MEME KANSERİ NEDİR ? etmelMeme, süt bezleri ve burada üretilen sütü meme başına taşıyan kanallardan oluşur. Bu süt bezleri ve kanalları döşeyen hücrelerin, yukarıda tanımladığımız şekilde, kontrol dışı olarak çoğalmaları ve vücudun çeşitli yerlerine giderek çoğalmaya devam erine meme kanseri denir. MEME KANSERİ RİSK FAKTÖRLERİ NEDİR ? Bazı özellikleri taşıyan kadınlarda, meme kanserinin daha sık görüldüğünü biliyoruz. Bu özelliklere risk faktörleri diyoruz. Bu risk faktörlerini taşıyan kişilerin mutlaka meme kanserine yakalanacakları söylenemez. Sadece, bu faktörleri taşımayanlara göre, daha fazla meme kanserine yakalanma olasılıkları olduğunu biliyoruz. Bu faktörleri taşımayan kişiler de meme kanserine yakalanabilirler. Meme kanserine yakalanan kadınların yarısı, bu risk faktörlerini hiç taşımamaktadır. Bu nedenle, risk faktörlerinin taşımayan kişiler de olağan kontrollerini yaptırmalıdırlar. Meme kanserine yakalanma riskini artıran faktörleri kısaca şu şekilde sayabiliriz; Yaş: İleri yaş önemli bir risk faktörüdür. Yeni meme kanseri tanısı konan kadınların % 70’i, 50 yaş üzerindedir. Diğer bir deyimle, yaşı 50 yaş üzerinde olan kadınlarda meme kanseri görülme sıklığı, yaşı 50 yaşın altında olan kadınlardan 4 kat daha fazladır. Bu nedenle, 50 yaş üzerindeki her kadın, mutlaka yılda bir defa hekime baş vurarak muayene olmalı ve mamografi dediğimiz meme filmini çektirmelidir. Kişisel meme kanseri hikayesi: Daha önce meme kanseri geçirmiş ve tedavi olmuş kadınlarda, diğer memede kansere gelişme olasılığı normal kadınlara göre 3-4 kat daha fazladır. Ailede meme kanseri hikayesi: Aile yakınları arasında meme kanserine yakalanmış kadınların, meme kanserine yakalanma olasılığı, diğer kadınlara göre daha fazladır. Örneğin, kız kardeşi veya annesi meme kanserine yakalanan bir kadının, meme kanserine yakalanma riski, diğer kadınlardan 2- 5 kat daha fazladır. Bu kadınlar daha sık ve dikkatli izlenmelidir. Bu şekilde sorunları olan kadınlar, meme kanseri genetik danışmanlığının yapıldığı kliniklere baş vurarak risklerini hesaplattırmaları gerekir. Eğer aile geçiş riski yüksek bulunursa, genetik testi yaptırmalıdırlar. Vakfımız polikliniğinde bu hizmet verilmektedir. Daha önce meme biopsisi yapılmış olması: Memede bir kitle nedeni ile biopsi yapılmış ve iyi huylu bir tümör saptanmış olabilir. Bazı kanser olmayan iyi huylu tümörlerin bulunması, kanser gelişme riskini değişik oranlarda artırabilmektedir. Bu, tümörün hücresel yapısına göre değişir. Örneğin, yapılan bir biopside, çıkartılan kitlenin patolojik incelemesi sonucu atipik hiperplazi tanısı konmuş kadınlarda ( bu tamamen iyi huylu bir tümördür), meme kanseri gelişme oranı normal kadınlara göre daha fazladır. Fertil çağ süresi: Adet görmeye erken başlanması, menepoza geç girilmesi, fertil cağı uzatmaktadır. Bu sırada kadın daha uzun süre östrojen hormonu etkisi altında kalmakta, meme kanseri gelişme riski artmaktadır. Erken menopoza giren kadınlarda hormon tedavisi yapılmıyor ise, meme kanseri riski önemli ölçüde azalmaktadır. Elli yaşından sonra adet görmeye devam eden kadınlarda, meme kanserine yakalanma riski az da olsa artmaktadır. Doğurganlık hikayesi: İlk çocuğu doğurma yaşı önemlidir. İlk çocuğunu 30 yaşından sonra doğuran kadınlarda meme kanseri görülme oranı 20 yaşından önce doğuranlara göre 2 kat fazladır. Hiç çocuk doğurmayan kadınlarda risk hafif yükselmektedir Sosyoekonomik seviyenin yüksekliği: Varlıklı, sosyoekonomik düzeyi yüksek olan kadınlarda, meme kanseri görülme oranı daha fazladır. Bu ailelerin kızları daha iyi beslendikleri için daha erken gelişmekte ve erken yaşta adet görmeye başlamaktadır. Ayrıca bu çocuklar büyüdükleri zaman eğitim ve iş nedeni ile daha geç evlenmekte ve daha geç çocuk sahibi olmaktadırlar. Bu nedenlere bağlı olarak fertil çağın erken başlaması, geç doğurma gibi nedenler sebep olarak sayılabilir. Ayrıca bunların dışında başka faktörler de rol almaktadır. Östrojen hormonu tedavisi görenler: Menopoz nedeni ile uzun süre östrojen tedavisi ( 10 yıldan fazla) gören kadınlarda, meme kanseri oranı artmaktadır. Fakat, hormon tedavisi almayan kadınlarda da, kalp hastalıklarında ve osteoporoz gibi sorunlarda artış ortaya çıkmaktadır. Bu nedenle, menopoz yakınmalarının azaltılması amacı ile, östrojen verilmesi önerilebilir fakat, mutlaka bir hekim kontrolu altında yapılmalıdır. Doğum kontrol hapı kullanılması: Bu konuda farklı görüşler olmakla birlikte hafif bir risk artışı olduğu ileri sürülmektedir. On yıl önce doğum kontrol hapını bırakmış olan kadınlarda ise, bu risk tamamen ortadan kalkmaktadır. Alkol kullanılması: Fazla alkol alan kadınlarda, almayan kadınlara göre risk nispeten artmaktadır. Günde 3 bardak yüksek dereceli alkol içen bir kadının meme kanserine yakalanma riski, hiç içmeyen kadına göre 2 kat daha fazladır. Alkol alımının günde bir kadeh ile sınırlandırılması önerilmektedir. Sigara: Sigaranın kesin bir etkisi gösterilememiştir. Fakat, genel sağlığı etkilediğinden dolayı bırakılması önerilmektedir. Şişmanlık ve yağlı beslenme: Bazı çalışmalarda şişmanlığın, özellikle 50 yaş üzerindeki kadınlarda meme kanserine yakalanma riskini artırdığı gözlenmiştir. Özellikle, doymuş yağların fazla bulunduğu yağlı et gibi yemekler ve yağlı süt ürünlerinin fazla alınmasının bu riski artırdığı ileri sürülmüştür. Kanserden ne zaman şüphelenmelisiniz? MEME KANSERİ RİSKİ AZALTILABİLİR Mİ ? Egzersiz: Yoğun egzersiz ve jimnastik yapan kadınlarda meme kanseri riskinin azaldığı gözlenmiştir. Bu nedenle, tüm kadınlara önerilmektedir. Beslenme:Meme kanseri ile beslenmenin önemli ilişkisi vardır. Sebze ve meyveden zengin beslenme, ağır yağlı yiyeceklerden uzak durulması önerilmektedir. Günlük gıda alımına C vitamini, betakaroten gibi antioksidanların eklenmesinin koruyucu etkisi olduğu ileri sürülmektedir. Kısaca, şişmanlığın azaltılması, alkol alınıyorsa bırakılması. Hafif egzersiz yapılması(haftada 4 saat tempolu yürüyüş), Sebze ve meyvenin bol tüketilmesi, gibi basit önlemler ile meme kanseri riski % 30-40 oranında azaltılabilmektedir. MEME KANSERİ ÖNLENEBİLİR Mİ ? Henüz meme kanserini kesin önleyen bir yöntem henüz yoktur. Günümüzde bilinen tek yöntem, erken tanıdır. Erken tanı sayesinde, meme kanserinin getirdiği sorunlar büyük oranda çözülebilmektedir. Bu sayede hastalığın toplumda yaptığı hasar en aza indirilebilir, yaşam süresi ve kalitesi önemli ölçüde arttırılabilir. Erken teşhis için bilinen en iyi ve etkili çözüm, kadınların risk durumlarına göre belirlenmiş olan muayene ve tetkik protokollarının uygulamasıdır.MEME KANSERİ NASIL ERKEN TESPİT EDİLEBİLİR ? Meme kanserinde erken teşhis yöntemleri, hastanın taşıdığı risk faktörlerine göre değişmektedir. Bu risk faktörlerinin arasında en başta yaş gelmektedir. Daha genç yaşlarda ortaya çıkabilmesine rağmen, ilerleyen yaş gruplarında bu risk artmaktadır. Bu nedenle ilerleyen yaş gruplarında erken teşhis için alınması gereken önlemler, daha erken yaş gruplarına göre farklılık göstermektedir. Yirmi yaş üzerindeki kadınlar, her ayın belirli bir döneminde kendi kendilerini muayene etmelidirler. Bu muayene sırasında meme dokusunda farklılık olup olmadığı araştırılır. Eğer bir değişiklik tespit edilirse derhal bir hekime baş vurulmalıdır. Bir değişiklik saptanmasa bile, üç yılda bir kez hekim tarafından muayene edilmelidirler. Kırk yaşına gelen kadınların, kendi yaptıkları periyodik muayeneye ek olarak her yıl bir kez hekim tarafından muayene edilmeleri gereklidir. Ayrıca her yıl veya iki yıl ara ile mamogrofiyi çektirmeleri gereklidir. Elli yaşından sonra, kadınlar kendilerinin periyodik muayenelerine ve her yıl bir defa hekim muayenesine devam etmeli ve mamografi dediğimiz meme filmini her yıl çektirmelidir. Kanseri yenmek KADINLAR KENDİLERİNİ NASIL MUAYENE ETMELİDİR ? Erken teşhis için her kadının ayın belirli bir günü kendisini muayene etmesi gerekir. Her ay düzenli olarak kendisini muayene eden bir kadın, memesinde ortaya çıkan bir kitleyi çok daha erken fark eder. Kadınlara kendilerini muayene etmesini öğreten çeşitli kitap ve broşürler var. Fakat bu çoğunlukla yetersiz kalmaktadır. Meme muayenesini öğreten silikon meme kiti ve video filmleri bulunmaktadır. Vakfımızda meme muayenesi eğitimi, bu araçlar ile seminerler şeklinde verilmektedir. MUAYENE SIRASINDA FARK EDİLEBİLECEK DEĞİŞİKLİKLER NELERDİR? Aşağıda değişiklikler fark edildiğinde, gecikmeden bir hekime baş vurulmalıdır: Memede iki haftadan uzun süre ele gelen sertlik veya kitle, Meme derisinde kalınlaşma, şişme, renk değişikliği, Meme başında kalınlaşma, kızarıklık veya yara olması, Memede veya meme başında içeri doğru çekinti olması, Memenin şeklinde değişiklik, Meme başlarının pozisyonlarında değişiklik, Meme başında ortaya çıkan akıntı. MAMOGRAFİ NEDİR ? Mamografi, düşük dozda çekilen bir meme rontgen filmidir. Memede, muayene ile saptanamayacak kadar küçük anormalliklerin tespit edilmesi amacı ile çekilir. Mamografinin gerçek değeri budur. Çünkü, bu sayede, hastalık muayene ile tespit edilebilecek safhadan önce saptanır. Bu nedenle kesin hayat kurtarıcıdır. Kırk yaşını geçen kadınlar her yıl veya iki yılda bir mamografi çektirmeli ve her yıl uzman bir hekime meme muayenesi olmalıdır. Elli yaşını geçen kadınlar ise her yıl mamografi çektirmeli ve hekime muayene olmalıdır. MAMOGRAFİ NE ZAMAN ÇEKTİRİLİR ? Mamografi çekilirken meme, iki tabaka arasında birkaç saniye hafifçe sıkıştırılır. Bu nedenle memelerin en az hassas olduğu zamanda mamografi çekilmesi, özellikle memeleri hassas kadınlara önerilmektedir. Adet bitimini takip eden hafta, memelerin hassasiyetinin en az olduğu zamandır. Ayrıca adet bitimini takip eden hafta, hormonal nedenlerle memelerin şişliği en alt düzeydedir ve bu sırada daha iyi sonuçlar alınmaktadır. Bu sebeplerden dolayı herhangi özel bir durum olmadıkça, mamografi çekiminin, adetin bitimini takip eden haftada yapılması önerilmektedir. MAMOGRAFİ ÇEKTİRMEYE GİDERKEN NELERE DİKKAT ETMELİ ? Mamografi çekilirken belden yukarısı çıplaktır. Bu nedenle çekime gelirken iki parça elbise giyilmesi önerilir. Bu sayede çekim sırasında belden üstü kolaylıkla çıkartılabilir. Filmi etkileyebileceğinden, koltuk altlarına deodorant, talk pudrası, losyon gibi şeyler sürülmemelidir. MEMEDE BİR KİTLE TESPİT EDİLDİĞİNDE NE YAPILMALI? Memede bir kitle tespit edilince bunun kanser mi, yoksa başka bir hastalık mı olduğu araştırılmalıdır. Şunu önemle vurgulamak gerekir ki, memede saptanan her kitle kanser değildir. Bu nedenle, memede şüpheli bir kitle saptanınca, hemen korkup telaşlanmaya ve paniğe kapılmaya gerek yoktur. Memede bir kitle saptandığında, bir hekime başvurarak daha ileri tetkiklerin yapılması gereklidir. MEME KANSERİ NASIL TEDAVİ EDİLİR ? Son yıllarda meme kanseri tedavisinde oldukça önemli gelişmeler olmuştur. Bir çok tedavi olanakları ortaya çıkmıştır. Bu olanaklar, önemli ölçüde, hastalığın saptandığı safhaya göre değişir. Hastalık ne kadar erken safhada saptanırsa tedavi olanağı ve seçeneği o kadar fazla olmaktadır. Meme kanseri tedavisi, günümüzde, uzmanlardan oluşan ekiplerce yapılmaktadır. Böyle bir ekip içinde cerrah, onkolog, radyasyon onkoloğu, radyolog, patolog, psikolog, plastik cerrah, fizyoterapist gibi, tıbbın değişik dallarından bir araya gelmiş ve özellikle çalışma alanları meme kanseri üzerinde yoğunlaşmış hekimler bulunur. MEME AMELİYATLARI NELERDİR ? Günümüzde meme kanserinin tedavisinde, cerrahi girişimin birkaç farklı uygulaması vardır. Bu uygulamalar temel olarak, memenin alınmadan korunmasına yönelik olanlar ve memenin tümünün çıkartılmasına yönelik olanlar olarak iki ana gruba ayrılmaktadır. Bunlara ek olarak da, alınan memenin yerine, plastik cerrahi teknikler ile yeniden meme rekonstrüksiyonu yapılması ameliyatları vardır KEMOTERAPİ NEDİR ? Kanser hücrelerini öldürücü ilaçlarla yapılan tedavidir. Bu ilaçlar ağızdan veya damardan verildikten sonra tüm vücuda yayılır. Genellikle, aynı anda birkaç ilaç birlikte verildiğinde daha etkili olduklarından, değişik kombinasyonlar halinde verilirler. Kemoterapi, belirli bir süre verilir ve sonra ara verilir. Bu aralarda hastanın kendisini toparlaması sağlanır. Daha sonra tekrar bir süre ilaç verildikten sonra ara verilir. Bazı olgularda lokal olarak yapılan cerrahi tedaviye ek olarak, ilaç tedavisi de eklemek gerekebilir. Hastalarda cerrahi tedavi sonrası yapılan tetkiklerde, herhangi bir bölgede kanser kalmamış olsa bile, koruyucu önlem olarak bir süre ilaç tedavisi yapılabilir. Bu tedaviye adjuan kemoterapi denir. HORMON TEDAVİSİ NEDİR ? Bazı meme kanseri hücreleri, içerdikleri hormon reseptörleri (algılayıcıları) aracılığı ile dişilik hormonu olan östrojene duyarlı olabilir. Yani, östrojen hormonu bu kanser hücrelerinin büyümelerine ve artmalarına neden olabilir. Hormon tedavisinde amaç, bu şekilde östrojen reseptörü içeren ve bu hormona duyarlı olan kanser tiplerinde, östrojen etkisinin ortadan kaldırarak kanserin gelişmesinin önlenmesidir. Bu amaçla günümüzde kullanılan ilaç, tamoxifendir. Tamoxifen tedavisi, genellikle en az iki yıl ve en fazla beş yıl sürmektedir. IŞIN TEDAVİSİ (RADYOTERAPİ) NEDİR? Işın tedavisi, meme bölgesine ve koltuk altına uygulanarak, cerrahi girişimden sonra kalma olasılığı olan kanser hücrelerinin öldürülmesini sağlamak amacı ile yapılır. Bu tedavinin de, diğer tedaviler gibi bazı yan etkileri vardır. Bu tedaviyi gören kadınların çoğu halsizlikten yakınırlar. Memede şişme ve ağırlık hissi ortaya çıkabilir. Bu yan etki yaklaşık bir yılda kendiliğinden kaybolur. Tedavi edilen bölgedeki deri, güneş yanığı rengini alabilir. Bu da yaklaşık bir yıl içinde azalır. ERKEKLERDE DE MEME KANSERİ GÖRÜLÜR MÜ ? Kadınlara kıyasla daha az görülmekle birlikte, erkeklerde de meme kanseri görülebilir. Her 100 meme kanserinden birisi erkeklerde görülür. 1993-1997 yılları arasında, erkeklerde görülen meme kanseri oranı % 50 artış göstermiştir. Bu nedenle erkeklerin de bu konuda duyarlı olmaları gereklidir. DÜNYADA MEME KANSERİ GÖRÜLME SIKLIĞI NEDİR? Meme kanseri bir çok ülkede, kadınların en korkulu sağlık sorunu olma özelliğini taşımaktadır. Günümüzde ABD’ de, sekiz kadından birisi meme kanserine yakalanmaktadır. Bu oran Avrupa ülkelerinde on kadında birdir. Meme kanseri ile ilgili sayıları şu şekilde sıralayabiliriz; 1950-1970 yılları arasında ABD’ de, 1milyon kadın meme kanseri nedeni ile hayatını kaybetti. Bu sayı ABD’nin 2. Dünya savaşı, Kore ve Vietnam savaşlarında kaybettiği insan sayısından fazladır. 1998 yılında Avrupa’da 1 milyon kadın, meme kanserin nedeni ile tedavi görmektedir. 2000 yılında dünyada 1 milyon kadına, yeni meme kanseri tanısı konacaktır. Dünyada her 11 dakikada 1 kadın, meme kanseri nedeni ile hayatını kaybediyor. Dünyada her 3 dakikada 1 kadına, yeni meme kanseri tanısı konuyor. TÜRKİYEDE MEME KANSERİ GÖRÜLME SIKLIĞI NEDİR? Türkiye’ de sağlıklı bir istatistik bulunmuyor. Gerek beslenme, gerekse iklim açısından, ülkemiz şartlarına yakın sayabileceğimiz bir Akdeniz ülkesi olan İtalya istatistiklerini ülkemize uyguladığımızda, Türkiye’ de her yıl 30 bin kadın meme kanserine yakalanmaktadır. Sayılar soyut kavramlar oldukları için fazla bir anlam taşımayabilir. Fakat bir an durup düşünürsek, yakın çevremizde, akraba ve dostlarımız arasında, bu sorun ile karşılaşmış birkaç tanıdığımızı, mutlaka anımsayacağız. Sorunun hiç de sandığımız kadar bizden uzak olmadığını, güç de olsa kabul etmeliyiz. DÜNYADA MEME KANSERİ ARTIŞ GÖSTERİYOR MU? Hastalığın diğer bir özelliği de, görülme sıklığının artıyor olmasıdır. Kırk yıl önce 1960 yıllarında, ABD’ de yirmi kadından birisinde meme kanseri görülürken, günümüzde sekiz kadından birisinde meme kanseri görülmektedir. Hastalığın gösterdiği bu artış, tüm gelişmiş batı ülkelerinde izlenmektedir. Meme kanseri görülme oranı artış göstermekle birlikte, teknolojik gelişme ve erken tanı olanaklarının artmasına bağlı olarak, meme kanseri ölüm oranı aynı kalmıştır, artmamıştır. MEME KANSERİNDEN ÖLÜM ORANI YÜKSELİYOR MU? Batı ülkelerinde sivil toplum örgütlerinin çalışmaları ve hükümetlerin sağlık politikaları sonucu, meme kanseri ile ilgili toplum bilinci oldukça yüksek seviyede gelişmiştir. Bunun sonucu erken tanı olanakları yaygın olarak kullanıldığı için, meme kanserine bağlı ölüm oranı düşük kalmaktadır. Türkiye’ de ise, bu konudaki toplum bilinci yeterince gelişmemiştir. Erken tanı olanakları yetersizdir. Bu olumsuzlukların sonucu, Türk kadını meme kanseri konusunda çağdaş erken tanı olanaklarından mahrum olduğu için, tanı çok geç konulmaktadır. Hastaların büyük bir çoğunda, ilk tanı sırasında çok geç kalındığı için,uygulanacak tedavi seçenekleri fazla olmamaktadır. MEME KANSERİ TOPLU TARAMASI NASIL YAPILIR ? Mamografi, memenin rontgen filminin çekilerek, kanserin erken dönemde saptanmasına yardımcı olan bir yöntemdir. Bu yöntem ile, toplumda belirli bir yaşın üstündeki tüm kadınların meme filmi çekilerek, meme kanseri erken safhada yakalanmaya çalışılır. Bu şekilde toplumda meme kanseri taramasının yapılabildiği mamografiye, tarama mamografisi denir. Tarama mamografisi, dünyada en yaygın kullanılan meme kanseri erken tanı yöntemidir. Amerikan Kanser Enstitüsü, 40 yaş üzerindeki her kadının, yılda bir defa mamografi çektirmesini ve uzman bir hekim tarafından muayene edilmesini önermektedir. Türkiye’de gelişmiş teknolojik donanımlı mamografi merkezlerinin sayısı sınırlıdır. Bu aygıtların kalibrasyonu düzenli olarak yapılmamaktadır. Filmi çeken teknisyenlerin eğitim düzeyleri yeterli değildir. Bu filmi okuyup değerlendiren bir radyoloji uzmanın deneyimli olabilmesi için, yılda en az 8 bin mamografi filmini değerlendiriyor olması gereklidir. Türkiye’de tüm bu özellikleri taşıyan tanı merkezi sayısı oldukça azdır. MEME KANSERİ TEDAVİSİNİ KİM YAPAR? Meme kanserinin tedavisi, günümüzde multidisipliner bir yaklaşım gerektirmektedir. Hastanın ilk ameliyatını yapan cerrah, ilaç tedavisini uygulayan onkolog, ışın tedavisini uygulayan radyasyon onkoloğu, teshisin konulmasında kilit rol alan patolog ve plastik cerrah mutlaka bir ekip çalışması içinde birlikte hastayı ele almalı ve hastanın tedavisini birlikte planlamalıdır. Bu hekimler meme kanseri konusunda yeterince bilgili ve uzmanlaşmış olmalıdır. Alınan memenin yerine, rekonstrüksiyon yapılarak hastaların bedensel kayıplarının en aza indirilmesi, çağdaş meme kanseri tedavisinin ayrılmaz parçasıdır. Bu nedenle plastik ve rekonstrüktif cerrahi, bu ekip içinde yerini almalıdır. Ameliyat sonrası erken dönemde kol ve omuz hareketlerinin kazanılmasında, geç dönemde kolun şişmesi şeklinde seyreden lenfödem tedavisinin yapılmasında, fizik tedavi ve rehabilitasyonun önemi çok büyüktür. Meme kanseri sadece hastayı değil, çevresindeki insanları da psikolojik olarak önemli ölçüde etkileyen bir sosyal bir sorundur. Böyle bir ekip içinde psikolojik desteği sağlayan psikoloğun bulunması, mutlaka gereklidir. Hastaların hemen tümü büyük bir bilgi açlığı içindedir. Özellikle beslenme konusunda kendileri yeterince bilgilendirilmemektedir. Ekip içinde bulunan bir diyet ve beslenme uzmanı, bu açığı kapatacaktır. Bu ekiplerin birlikte çalıştığı meme poliklinikleri, gelişmiş ülkelerin çoğunda vardır. Yapılan bilimsel araştırmalar, meme kanseri hastalarının, bu konuda uzmanlaşmış kliniklerde tedavi görmeleri ile, çok daha başarılı sonuçların alındığını göstermiştir. MEME PROTEZİ NEDİR? Meme ameliyatı olmuş ve plastik rekonstrüksiyon yapılmamış kadınlar, beden görümlerini korumak amacı ile protez meme kullanmaktadır. Batı ülkelerinde bu konuda eğitimli protez hemşireleri, hastanın ölçülerini almakta ve uygun protezin seçimine yardımcı olmaktadır. Bu hizmet, eğitim ve deneyim gerektirmektedir. Ülkemizde bu protezlerin satışı, sıradan satış elemanlarınca yapılmakta ve ülke alım gücünün çok üzerinde ücret istenmektedir. Uygun bir organizasyonla, bu sorun çözülebilir ve ücret üçte bire düşürülebilir. Bu sayede hizmet toplumun tüm kesimlerine yayılabilir.

4 Aralık 2007 Salı

FINDIĞIN FAYDALARI


Enerji verici ve besleyicidir. * Böbrek rahatsızlıklarında, güç ve dikkat gerektiren durumlarda yararlıdır. * Böbrekteki kum ve taşları döker * Vücudunuzun ihtiyacı olan proteini rahatlıkla fındıktan karşılayabilirsiniz. Fındık vücutta artık madde bırakmadan protein verir ve vücudun normal çalışmasına, zayıf düşmemesine yardımcı olur. * Gelişme çağındaki çocuklara da hem enerji verip hem de besleyici olmasından dolayı gelişmelerini daha iyi sağlamak için fındık vermeliyiz. * Hastalığın Ardından Nekahet dönemleri için ve ayrıca bütün gün bedeni ve zihni yıpranmalarla karşı karşıya olanlar için fındık gerekli bir besin kaynağıdır. * Afrodizyak olduğu tartışılabilir ancak, yüksek tansiyondan prostata, kalp şikayetinden menopoz dönemi sorunlarına kadar bir çok rahatsızlıklarda fındık vücudu güçlendirici ve sağlığımızı koruyucu bir iş yapar. * Fındığın kolesterolü düşürdüğünü ve kalp krizi riskini azalttığını, içerdiği yüksek kalsiyumdan ötürü kemikleri ve dişleri güçlendirdiğini, cinsiyet hormonlarını geliştirdiğini ve inanılmaz biçimde insana günlük yaşamda enerji verdiğini ortaya koyuyor * Bedeni ve zihni yorgunluğu giderir, vücuda kuvvet verir, nekahet devresinin çabuk geçmesini sağlar. * Fındıkta diyet lifi %1-3 oranında bulunur, barsakta kimyasal bileşiklerin toksik etkilerini, kalın barsak hastalıklarını, kabızlığı ve kalp rahatsızlıklarını önler, serum lipit düzeyi ve kan şekerini düşürür. * Sodyum düşük, magnezyum ve potasyum yüksek olduğundan vücutta kan basıncını düzenlemede önemli rol oynar. * Kansızlık, sindirim ve dolaşım sistemi bozukluklarını önlemede gerekli olan demiri içerir. Süt ve mamülleri demir yönünden yetersiz olduğundan fındık bunlarla tüketilirse, açığı kapatır. Fındık Yağı * Fındık yağı bol miktarda kalsiyum ihtiva eder ki bu da kemik ve diş gelişimi ve güçlenmesi açısından çok önemlidir.* Fındık yağı bol miktarda kalsiyum ihtiva eder ki bu da kemik ve diş gelişimi ve güçlenmesi açısından çok önemlidir.* Fındık yağı kolesterole iyi gelen, kalbi koruyucu ve kanseri önleyici etkisi olan, kan yapımında gerekli olan demir bakımından da zenginliği kabul edilen bir besindir * Kolesterolü düşürür, kan şekerini dengeler. * Demir ihtiva eder, kansızlığa karşı etkilidir. * Zengin kalsiyum içeriği ile büyümeyi hızlandırır, diş sağlığını korur. * E vitamini sayesinde hücrelerin yenilenmesini sağlar. * Kalp damar ve kanser hastalıklarına karşı fındık yağı koruyucu etkiye sahiptir. * Fındık yağının kansere ve kansızlığa karşı da koruyucu etkisi vardır. * Fındık yağı bileşiminde %82 ye varan oranlarda oleik asit bulunmaktadır. Oleik asit kanda yüksek yoğunluklu lipoprotein oranının artmasını ve kan kolesterolünün azalmasını sağlar, böylece kalp damar hastalığı riski azalır. Günde en az 1 kez fındık yiyen insan hiç yemeyene göre 1/2 risk taşır.

21 Kasım 2007 Çarşamba

MEYVE ASİTLERİ

İKİ çilek,üç üzüm,yarım elma,limon ve portakal kabuklarını bir kahve fincanı maden suyunda 2 gün bekletin.3 üncü gün süzüp,birer tatlı kaşığı pirinç nişastası ile polen ekleyin.elde ettiğiniz karışımıhaftada bir kez cildinize sürüp,yarım saat bekletin.
Bu karışımın cilde elastikiyet sağlayan ve lekeleri açan bir özelliği olduğu bilinmektedir.